Bölüm 18

 

Doruk polisler gittikten sonra randevularını iptal etmeyi düşündü, Çağatay’ın ölümüne çok sarsılmıştı ancak asıl kafasının takıldığı polisin Çağatay hakkında topladığı bilgiydi. Mesleği ve yaşamı üzerine söylediği her şey yalandı. O zaman Beste konusu da doğru olmayabilirdi. Bunu anlamanın bir yolu olmalıydı. Çağatay ile ilgili notlarını tekrar gözden geçirirken önce Çağlar, sonra Gürkan aradı. Her ikisine de olayı kısaca anlattı. Gürkan ile özel bir konuşma yapması gerektiğini düşünüyordu ancak detaya girdiğinde hastası ile ilgili bilgileri paylaşmış olacağını düşündüğünden nereye kadar anlatabileceğini bilmiyordu. Akşama buluşma kararı aldılar.

 

Aslında Çağatay’ın ölümünden ziyade, eğer varsa ve doğruysa bir şekilde Beste ile olan bağlantısı onu daha çok ilgilendiriyordu. Bu durumda kendisi de polise muhtemel şüpheliler içinde gözükeceğinden emindi. Çağatay’ın birçok konuda yalan söylemesi Beste konusunda da yalan söylediğinin bir işareti olabilirdi. O zaman bir başka soru gündeme geliyordu. Neden? Neden Beste konusun da kendisine bu bilgiler verilmişti? Ortada oynanan bir oyun vardı, bunun farkındaydı.

 

Bu sırada saatin farkında değildi, Aysel aradığında hala Çağatay’ın notları üzerinde çalışıyordu.

 

-         Efendim Aysel?

-         Ayşen hanım geldi, alayım mı içeriye?

-         Ben onu tamamen unuttum, tabi hemen alalım.

 

****

Buse işyerine geldiğinde bilgisayarının başına oturdu. Ellerindeki data bankasından Doruk ile ilgili bilgileri yazıcıya bastırdı ve okumaya başladı.

 

Doruk başarılı bir kariyere sahipti, ailesi, okul yaşamı, üniversite, gençlik aşkları, Amerika’da master, döndükten sonra eğitim ve sonra ofisin kuruluşuna kadar şüpheli bir şey yoktu. Araştırmalarını derinleştirmeliydi. Bir yerlerde bir şey saklıyordu, bundan emindi ancak henüz ne olduğunu anlayamamıştı.

 

Daha etraflı bilgi alması gerekiyordu. Doruk’un Amerika’daki yaşamını öğrenebilmek için, geçici görevle FBI’a gönderilen arkadaşı Hatice’yi aramaya karar verdi. Ancak orada geceydi, önce mail atmayı düşündü.

 

Hatice ile polisliğe birlikte başlamışlardı. Akademide oldukça başarılı bir dönem geçirmişlerdi. Hatice daha sonra Amerika’da eğitime gönderilmişti. Eğitim sırasında yabancı dili, çalışkanlığı ve öğrenme arzusu Hatice’nin önünü açmış, bağlı olduğu bölüm geçici bir süre Hatice’nin FBI bünyesinde çalışmasını arzu eden bir yazı yazmışlardı. Emniyet Müdürlüğü de bundan memnuniyet duymuş ve becerilerini arttırabilmesi için orada geçici görevle kalmasını onaylamışlardı. Adı geçici olan bu görev bir yılı geçmesine rağmen halen devam etmekteydi. Herkes hayatından memnundu.

 

Hatice’ye baştan sona olan olayları anlatan, gerekli isimleri ve tarihleri bildiren bir mail hazırladı ve gönderdi, daha sonra aynı mailin içeriğini biraz değiştirerek Emniyet Müdürlüğünden FBI yetkililerine gönderilecek tarzda yazısını yazdı, altına Taylan’ın ve kendisinin isimlerini yazdı, yazıcıdan çıkarttı ve Taylan’ın odasına gitti. Yazıyı imzalattıktan sonra tarayıcıdan tarayarak daha önce de birlikte çalıştığı Hatice’nin bölüm başkasına gönderdi. Yanıtlar akşamüzerine doğru gelirdi. Bu arada Doruk ve Çağatay ile ilgili araştırmalarına devam edecekti.

 

****

Serpil Doruk ile konuştuktan sonra kendisini kötü hissetti. Sesinden sevgilisinin çok zorlu zamanlar geçirdiği belliydi. Hastalarından birisinin cinayete kurban gitmesi onu çok sarsmıştı. Telefondan sonra bu bilgiyi ne yapması gerektiğine karar veremedi. Bunu raporlamalı mıydı? Aslında aklına daha kötüsü geliyordu, yoksa bu işin içinde aynı insanlar mı vardı? Polis mutlaka detaylı inceleme yapacaktı, bu kendisinin de araştırılacağını gösteriyordu. Bu işe nereden bulaştığını sorgulamaya başladı, şu anda isteyeceği en son şey bir polisin karşısında oturmaktı. İçinde oluşan sıkıntıya engel olamıyordu, bir şeyler ters gidiyordu.

 

****

Doruk akşamı zor etmişti. Aklını bir türlü işe verememekle birlikte Ayşen Hanım, daha sonra Sibel Hanım ve en son Nisan Hanım ile seanslarını tamamlamıştı. Aslında randevularını iptal etmemekle iyi de yapmıştı. Kendisini işe verdiğinde olanları unutuyor, yalnız kalınca kuruyordu.

 

Ayşen ile yapmış olduğu seans tahmin ettiği gibi geçmişti. Ayşen, bilgisayar aldıktan sonra eşiyle aradığı mutsuz yaşamı internette aramaya başlamıştı. Bir arkadaşının yardımlarıyla internette bir gruba üye olmuştu, önce masumca başlayan sanal tanışmalar, daha sonra gerçeğe dönme arzusu ile birleşince Ayşen’de sıkıntılar başlamıştı. Kendisine çok bağlı olan eşini sevmekle birlikte artık bu sevginin bir anne çocuk ilişkisine döndüğünü ve kendisine hiçbir şey kazandırmadığını düşünmeye başlamıştı, bu sırada da zamanının büyük bölümünü internette geçirmeye başlamıştı. Doğal olarak en başta gruba girerken evli olduğunu söylememiş ve kendisini çok farklı tanıtmıştı, hatta kendi fotoğrafını dahi kullanmamıştı, bu da arkadaşlarının bir tavsiyesi olmuştu. Bu rahatlık onu normal yaşamında olmadığı kadar rahatlığa ve özgürlüğe itmiş, sohbetlerinde bu kişiliğe bürünmüştü.

 

Gördüğü ilgiden çok memnundu, bir de ilave cep telefon hattı ve telefon almıştı, internette yansıttığı kişi o telefonu kullanıyordu. Ancak bu ikili yaşam ve alışık olmadığı farklı yaşam onu internete bağımlı hale getirmişti. Daha az dışarı çıkıyor, eşi ile daha az ilgileniyordu. Eşinin de bundan hiç rahatsızlık duymadığını gördükçe daha fazlasını yapmayı düşünmeye başlamıştı. Konuştuğu insanlar ile açık açık flört etmeye başlamıştı. Bazen bilgisayarın başında gerçek kimliğini unutuyordu, bilgisayarı kapattıktan sonraysa yaptıklarına kendisi de şaşırıyordu. Yaşadıklarını sadece yakın arkadaşı Nil ile paylaşıyordu. Nil’in yaşamı da benzerlikler gösteriyordu. Ancak son tanışmış olduğu kişi ile sanal tanışmalar biraz ileri boyuta taşındığın da karar verme zamanın geldiğini anlamıştı. Gördüğü ilgi, sevgi sözleri, saatlerce telefon konuşmaları neticesinde bu kişiyi tanıma ve hatta o kişiyle birlikte olma isteği çok artmıştı. Ve ilk defa o kişiye tüm gerçekleri anlatmıştı. Hatta kendisinin gerçek fotoğrafını göndermişti. Artık o vardı, gece onunla uyuyordu, sabah onunla uyanıyordu. Bunun geldiği boyutu ve o adamı artık istediğini düşündüğünde yine anne ve eş duyguları ağır basmış ve bir karar noktasına gelmişti.

 

Doruk bütün olayları dinledikten sonra ahlaki değerleri yüksek olan ancak gerçekten bir dönüm noktasına gelen kadına nasıl yardım edeceğini düşünmüştü. Aslında fark ettiği, bunu her şekilde yaşayacağıydı. Bu noktada o bir psikologa gelerek, bunu aşabileceğini de düşünse, Doruk ne yaparsa yapsın, bunu yaşayacaktı. Yine de tabi git gönlünce yaşa diyemezdi. Ayşen’e bu sorunu eşiyle konuşması gerektiğini anlatmıştı, arzu ettiklerini, düşündüklerini, bu adamda bulduklarını ondan istemesi gerektiğini söylemişti. Buna benzer yaşanan gerçek yaşam öykülerinden ve internet üzerinden yaşananların gerçek duygular olmadığını, Amerika’da yaşanan mutsuz olayları, erkeklerin interneti yüzde seksenler mertebesinde cinsel yönden kullandıklarından bahsetmişti. Eğer bunu yaşarsa kazançlarını ve kayıplarını ona göstermeye çalışmıştı.

 

Ayşen dinlemişti ama ne kadar ikna olduğunu anlayamamıştı, bir sonraki seansa gelip gelmeyeceğinden emin bile değildi.

 

Daha sonra gelen hastası yine panik atak hastalarından birisiydi, en son gelen hasta ise Gökçe’nin gönderdiği Nisan’dı.

 

Nisan ilk geldiğinde oldukça çekingen ve heyecanlıydı. Otuz beş yaşlarında, 160 boylarında kızıl saçlı, hafif balıketi bir kadındı. Sorununun ne olduğunun kendisi de farkında değildi, hatta kendisine göre sorunu da yoktu. Gökçe istediği için gelmişti. Ancak Doruk sorular sormaya başladıktan sonra başta zorlansa da sonrasında her şeyi anlatmaya başlamıştı.

 

Nisan genç bir kızken kendisinden on yaş büyük birisine aşık olmuştu. Henüz on beşindeydi ve bu kişi onun her şeyi olmuştu. Genç kızlıktan kadınlığa yirmi üç yaşında yine bu kişi ile adım atmıştı, otuz bir yaşına kadar da bu kişi ile ilişkisini sürdürmüştü. Adamın kendisinden başka ilişkileri de olmuştu, bunları hep bilmesine rağmen, sonunda Nisan’a döndüğü için Nisan bu ilişkileri önemsememişti. Ancak adam asosyal birisiydi, kendisi her şeyi yaşamasına rağmen, Nisan’ı sadece kendisine istiyordu. Nisan ondan izin almadan hiçbir şey yapamıyordu, kıyafetinden arkadaşlarıyla görüşmesine kadar her şey onun istediği gibi oluyordu. Birlikte dışarıda çok az zaman geçiriyorlardı. Hiçbir partiye, arkadaş toplantısına katılmazdı. En yakın arkadaşları dahi sadece birkaç kez görmüşlerdi Nisan ile sevgilisini.

 

Nisan otuzlu yaşlara geldiğinde yaşadığı ilişkide mutsuz olduğunu düşünmeye başlamıştı, o da artık asosyal birisi olmuştu, sanki dünyada sadece ikisi yaşıyordu. Hiçbir partiye katılmıyor, arkadaşları ile sık sık görüşmüyordu. Bunu içi istememekle birlikte onu kıramıyordu, ilişkilerinin on altıncı senesinde adam birlikte yurt dışında yaşamayı teklif etmişti, birlikte yaşamak, evlenmek her zaman düşündüğü ve istediği bir şeydi ama yurt dışını hiç düşünmemişti. Burada zaten yalnız bir dünyası varken, yurt dışında bir eve hapsolmayı pek aklı almıyordu. Reddetmeyi de istemiyordu, deneme yapmaya karar vermişler ve bir aylığına yurt dışına gidip birlikte yaşamışlardı, ancak o bir aylık dönem Nisan’ın gözlerini açmıştı. On altı yıldır tanıdığı adam da görmediği birçok şeyi o bir ay da görmüştü. Bu ilişkiyi daha fazla götüremeyeceğini anlamıştı. Bir ayın sonunda büyük bir hayal kırıklığı ile Türkiye’ye dönmüştü, sevgilisi ise orada kalmıştı. Ondan sonra da hep başarısız ilişkiler yaşamıştı, son beş senedir yaşamında ciddi değişimler yapmış olmasına rağmen duygusal ve cinsel tatmin yaşayamamıştı. Nedense bulduğu veya karşısına çıkan tüm erkekler ilk aşkına benzerdi, hepsi başta iyi, sonra ortadan kayboluyorlar veya yapacak bir şeyleri kalmadığında kendisini arıyorlardı.

 

Doruk sorunun karşıdaki erkeklerden ziyade Nisan’ın kendisinde olduğunu anlamıştı. Bütün hayat hikâyesin de gördüğü ve dinlediği ortak bir şey vardı. Nisan karşısına çıkan insanlara fazla, gerekmediği kadar fazla vericiydi. Hep karşısındaki insanları, kendisinden daha fazla önemsiyor, isteklerini, beklentilerini onların istek ve beklentilerine göre ayarlıyordu. Mutlu ol ve mutlu etten ziyade, mutlu et ve mutlu olu yaşıyordu. Bu da kendine olan güvensizliğinden kaynaklanıyordu. Onların görmek istediği Nisan’ı gösteriyordu bu da kendi duygu ve düşüncelerini bastırıyor ve istediği şeyleri değil, istedikleri şeyleri yapmanın daha doğru olduğunu düşündürüyordu. İstemeyi değil istenmeyi sevmeye başlamıştı. Ancak başarısız ilişkilerin temelinde yaşadığı duygusal yönü zayıf, cinsel yönü ağır istenmeler yaşamasına neden oluyordu. Bir saat süresince bunları konuşmuşlardı ve ikinci bir seans isteyip istemediğini iyi düşünmesini istemişti Nisan’dan. Çünkü bunu tek başına başaramayacağını anlatmış ve eğer Nisan bunu isterse bu özgüveni tekrar kazanabilmesi için yardımcı olacağını anlatmıştı. Nisan çıkarken geldiği andan çok daha iyi durumdaydı. Doruk’un kartını almıştı ve arayacağını söyleyerek çıkmıştı.

 

 

 

 

 

Nisan gittikten sonra hemen notlarını bilgisayara geçirmişti. Daha sonra tüm hastaların bilgilerini sakladığı dosyanın bir yedeklemesini yapmıştı.

 

Aysel çıkacağını haber verdiğinde saatin yediyi geçtiğini gördü. Bu akşam Çağlar ve Gürkan ile buluşacaklardı. Bu durumun ne kadarını onlar ile paylaşacağını henüz kestirememişti. Bilgisayarını kapadı ve ofisten çıktı.

 

Bölüm 19

 

Buse eve geldiğinde saat gece yarısına geliyordu. Bütün gün Doruk ve Çağatay hakkında ilginç bilgiler toplamıştı. Bilgisayarını açtı, maillerini alırken duşa girdi. Duştan çıktığında oldukça rahatlamıştı, kurulandıktan sonra üstüne bir şey giymeden çırılçıplak çıktı banyodan. Evi Cihangir’de minik bir teras katıydı. Güzel de bir manzarası vardı. Kendisine bir kadeh kırmızı şarap koydu. Bilgisayarın başına oturdu. Maillerini kontrol ederken Hatice’nin mailini gördü, hemen ilk onu açıp okumaya başladı.

 

Canım selam, gönderdiğin bilgileri aldım ve bizim buradaki bilgi bankasını araştırdım. Aslında çok fazla bilgi yoktu, ben de yakın olduğu için üniversiteye gittim, oradan hastaneye.

 

Doruk burada oldukça iz bırakmış, çok başarılı bir kariyeri var, hem üniversitede, hem hastanede onu tanıyanlar ile görüştüm, bir de Meltem diye bir Türk psikolog var, onunla yapmış olduğum görüşmede burada işi dışında çok bir şey yaşamadığını öğrendim. Sadece Meltem, bir kız arkadaşından bahsetti, sanırım evlenmek üzereyken ayrılmışlar ve Doruk bundan çok etkilenmiş, kızın adı Beste. Meltem’de çok detay bilmiyor. Ancak senin Doruk ya çok sadık birisi veya eşcinsel, çünkü buradan kimse onu bir kadınla birlikte görmemiş. Fotoğraflarını da gördüm, oldukça yakışıklıymış J Neyse sen bu konularla ilgilenmezsin bilirim, şimdilik bu kadar, araştırmaya devam ediyorum, raporu sizin bölüme yarın göndereceğim, bu arada aşk hayatın nasıl, hala hayatına kimseyi sokmadın mı?

 

Gelişmelerden beni haberdar et, kocaman öpüyorum seni, sevgiler.

 

Buse gelen maili okuyunca kendi kendine gülümsedi. Hala hayatına kimseyi sokmadın mı? Bu soruyu kendisi de soruyordu, neden kimseyi hayatıma almıyorum? Yanıtı ise basitti. Mesleği gereği değişik bir sürü insanla görüşüyordu. Erkeklere güvenmiyordu, her araştırdığı olayda aldatan, aldatılan, kandırılan insanlar görüyordu. Çevresindeki yozlşamıi ilişkileri görüyor, dinliyordu. Kızların, kadınların yaşadıklarını gördükçe ilişkiden soğur duruma gelmişti. Herkes yalancıydı. Herkes birbirinden istifade etmeye çalışıyordu. Kendi kendisine karar almıştı, bu dünyada erkeklere yem olmayacaktı. Çok ama çok sevdiği birisi olmadığı sürece değil hayatına almak, öyle bir noktaya yanaşmayacaktı bile. Yirmi dokuz yaşına gelmişti ama kimseyle bir ilişkisi olmamıştı, sadece bir kez birisinden etkilenmişti ama o da çabuk geçmişti. Daha doğrusu geçmek zorunda kalmıştı, cinselliğin bu kadar ön planda olduğu bir ilişki ona göre değildi.

 

Arkadaşları arasında feminist olarak nitelendirilmesine çokta alınmıyordu, hatta böyle düşünmeleri onun da işine geliyordu. En azından erkekler onu rahatsız etmiyordu, bir kız arkadaşından erkeklerin kendisi için lezbiyen diye düşündüğünü öğrenmişti.

 

Şarap kadehini tekrar doldurmak üzere mutfağa doğru giderken boy aynasında kendisine baktı. Objektif bir gözle vücudunu seyretti. Mükemmele yakındı, sadece göğüslerinin biraz daha büyük olmasını isterdi. Ancak çok diri bir vücudu vardı, bunu da haftanın üç günü aksatmadan yaptığı spora bağlıyordu. Hayatında sigara içmemişti ama şarabı severdi, bazen de arkadaşlarına eşlik etmek için rakı içerdi.

 

Şarabını aldıktan sonra tekrar bilgisayarın başına oturdu. Yanında taşıdığı hafızasını USB portuna takarak Doruk dosyasını bilgisayara kopyaladı. Demek eskiden Beste diye bir sevgilisi vardı? Yarın bu Beste hakkında biraz araştırma yapmalıydı. Bugün öğrendiklerini de topladıktan sonra görüşeceği isimleri ve yapacağı işleri alt alta yazmaya başladı.

 

Çağlar ile görüş

Serpil ile görüş

Tülin ile görüş

Beste’yi araştır

Aysel ve Dorukla konuş

Çağatay’ın eski iş yerleri ile konuş

 

Bu sırada içtiği şarap çok iyi gelmişti, bilgisayarını kapadı. Sabahlığını giyerek minik terasına çıktı. Gözü ister istemez alt binalardan bir cama kaydı. Işık kapalıydı. Daha sabahlığını giyip terasa çıkarken ne için çıktığını biliyordu. O ev de bir genç kız oturuyordu ve sevgilisi ile bazı geceler sevişirken ışığı ve perdeleri kapatmıyorlardı. İlk kez gördüğün de çok şaşırmıştı ve terastan kaçmıştı. Ancak daha sonra bu utancın yerini merak sarmış ve izlemeye başlamıştı. Kendisini görme olanakları yoktu, asla terasın ışığını yakmazdı. Daha sonraları denk geldiğinde izlemeye devam etmişti. Bir polis olarak bunu doğru bulmasa da, genç bir kadın olarak çokta kendini suçlamıyordu ancak seyrederken aldığı hazzın değiştiğini de görüyor ve yaşıyordu. Cinsel deneyimi hiç olmamasına rağmen bu yaşadıklarıyla kendi kendisine yetmeye başlamıştı. Bu akşam da kendisini iyi hissediyordu, şarap ve duştan sonra içinden keşke olsalardı diye düşündü, utandı ama tahrikte oldu. Biraz bekledi, gelen giden olmayınca, yatağına döndü. Yattı ama uyuyamıyordu, kendisini okşamaya başladı.

 

****

Doruk eve geldiğinde Serpil televizyon seyrediyordu. Doruk bütün olan bitenleri anlattı, daha sonra Çağlar ve Gürkan ile yapmış olduğu konuşmaları da aktardı.

 

Gürkan gerekli çalışmalara başlayacağını ve kendisinin de araştırma yapacağını söylemişti. Beste olayını anlatıp anlatmamakta kararsız kalmış, şu an için gerekli görmemişti. Bu kendisini ilgilendiren bir durumdu, özellikle Çağlar’ı hiç ilgilendirmediğini, gerekirse Gürkan ile ayrıca konuşabileceğini düşünmüştü.

 

Serpil Doruk’taki tansiyonun farkındaydı, ona hazırladığı sürprizi söylemeden önce konuşmaların bitmesini bekledi.

 

-         Ben bir duş alıp, yatacağım Serpil, inanılmaz kötü bir gün geçirdim.

-         Duş alamayacaksın canım.

 

Doruk önce bir şey anlamadı.

 

-         Neden, sular falan mı kesik yoksa?

-         Hayır sular kesik falan değil, sadece senin rahatlaman için bir sürprizim var.

-         Hımm, nasıl bir sürpriz bu?

-         İstersen beni kucağına alıp, banyoya gidelim kendin gör.

 

Doruk sertleştiğini hissetti. Sevgilisini kucağına aldı, öpüşerek banyo kapısına kadar geldiler.

 

-         Şimdi sen burada bir saniye dur, soyun, ben içeri gireceğim, bir dakika sonra sen geleceksin.

 

Doruk Serpil’i indirdi, Serpil banyo kapısını açtı, içeri girdi ve kapıyı tekrar kapadı. Doruk hızlıca soyunmaya başladı.

 

-         Gelebilirsin aşkım.

 

Doruk banyo kapısını açtığında, Serpil’i karşısında çırılçıplak buldu. Küvet ağzına kadar köpükle doluydu ve sıcak suyun buharı çok güzel kokuyordu, yer de uzun bir minder vardı.

 

-         Şimdi yere uzanmanı istiyorum senden Doruk.

 

Doruk yere minderin üstüne yüz üstü uzandı. Serpil üstüne çıktı, bacaklarının üstüne oturdu ve elinde tuttuğu yağdan Doruk’un sırtına sürmeye başladı. Daha önce hiç bu kadar güzel bir masaj yağı kokusu bilmiyordu. Serpil’in elleri ensesinden omuzlarına oradan sırtının bütün noktalarına temas ediyordu. Müthiş bir rahatlama hissetti, gözlerini kapadı. Bu sırada Serpil bacakları arasından erkekliğini okşamaya başladı. Zaten son derece tahrik durumdaydı. Serpil onu yüz üstü çevirdi, göğüslerine de aynı masajı yaparken artık dayanacak durumda değildi. O da yağdan biraz alarak Serpil’in göğüslerine masaj yapmaya başladı. Ancak artık ikisi de bunun masajdan çıktığını fark ettiklerinde sevişmeye başladılar. Her zamankine göre kısa ama çok tatmin edici bir boşalma yaşadılar. Sonra Serpil Doruk’u küvete soktu, kendisi içeri gitti, sigara ve şarap getirdi. Kendisi de girip Doruk’un kolları arasına yattı. Hiç konuşmadan sarıldılar, şarap ve sigara içtiler, sonra tekrar seviştiler.

 

****

Doruk’tan ayrıldıktan sonra Çağlar ve Gürkan biraz iş konuştular. Hem Çağlar’ın seyahati, hem Gürkan’ın tatili aynı zamana denk geldiği için bir süre görüşemeyeceklerdi. Çağlar Ali’nin bahsettiği işi anlattı, istediği paradan bahsetti. Gürkan işin mahiyetini tam anlayamamakla birlikte Ali’ye güvenirdi, Ali iyice hesap kitap yapmadan bir iş girmez, Çağlar’dan bu kadar yüklü para istemezdi.

 

-         Peki, bu cinayete ne diyorsun Gürkan? Doruk çok etkilenmiş sanırım.

-         Evet öyle gözüküyor ama bir şey çıkmaz, adam çalışmıyor etmiyor, yalan yanlış bilgiler veriyor, bir para gönderimi söz konusu, muhtemelen Doruk dışında gelişen bir olay bu. Tabi Doruk’un bize her şeyi anlattığı varsayımına göre bu yorumu yapıyorum.

 

Çağlar bu yoruma biraz şaşırdı.

 

-         Bize her şeyi anlatmadığını mı düşünüyorsun?

-         Evet, bize bizim bilmemiz gereken kadarını anlattı. Ancak polis birkaç kez daha onu ziyarete gelecektir. O zaman daha fazlasını anlatacağına eminim. Cinayet ile ilgisi olmadığına eminim ancak bu işin içinde bir iş var mutlaka.

-         Her ne konuda olursa olsun Doruğu yalnız bırakmayalım Gürkan. Şu anda desteğe çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu arada sana bahsetmeyi unuttuğum bir konu var.

-         Nedir?

-         Krilov vardı ya, hani Moskova’daki.

-         Evet nasıl unuturum onu, sizin çikolatacınız.

 

Çağlar kahkahayı patlattı

 

-         Senin yiyemediğin çikolata demek istiyorsun. Bayılıyorum Gürkan senin şu sadakat duyguna. Bunu beceren ender insanlardan birisin sen.

-         Teşekkür ederim, aradığım her şeyi bulduğum birisi varken, başkalarına gerek duymuyorum.

-         Belki inanmayacaksın ama sana imreniyorum, kıskanıyorum. Bazen zor biliyorum, alışık olmadığım bir yaşam şekli seninki ama içimden senin gibi olabilmeyi çok istediğim zamanlar olmuyor değil. Bu konuda Doruk ile konuşmam gerekiyor galiba. Aslında bunu o da teklif etti.

-         Bence de iyi fikir Çağlar. Artık düzenli bir yaşama geçme zamanın geldi. Serap ile nasıl gidiyor? Arada Çiğdem bana soruyor sanki Serap ile hiç konuşmuyor gibi, ben de bilmiyorum deyince kızıyor.

 

Çağlar gülümsedi.

 

-         Gidiyor da işte gidiyor diyeyim Gürkan.

-         Hevesini aldın değil mi? Daha fazlasını istemiyorsun.

-         Ben böyleyim, kendime kızsam da değişemiyorum. Biraz kendimle kalmalıyım belki.

-         Anladım, ee Krilov diyordun?

-         Ha evet, Krilov önümüzdeki ay İstanbul’a gelecek. Misafirler getiriyor, onları ağırlamamız gerekecek. Bu konuda senden de destek istiyorum.

 

Gürkan bu desteğin ne anamla geldiğini merak etti.

 

-         Benim çikolatacı tanıdığım yok, nasıl bir destek istiyorsun benden?

 

Çağlar Gürkan’ın esprisine yine kahkaha atarak yanıt verdi.

 

-         Benim var, onları bana bırak sen, birkaç önemli yerden randevu almamız lazım Gürkan. Senin bağlantıların çok kuvvetli, geldiklerinde o insanlar ile görüştürmek istiyorum.

-         Hangi bağlantılarım, bakanlık, devlet, adliye, şirket, özel?

-         Sen şimdi bunu düşünme, ben sana daha detaylı anlatacağım, ben Çin’den döneyim, sen sevgili eşinle tatile git, sonra konuşuruz, daha zaman var. Bu arada Çiğdem sürprizini beğendi mi? Nasıl karşıladı.

-         Evet, beklediğimden çok daha ilgili davrandı, Kayra olayını da hallettik, biraz onun annesinde, biraz bizimkiler de kalacak. Yarın alış verişe çıkıyor. Bu da güzel oldu, çünkü uzun zamandır kendisine yeni bir şeyler almıyordu.

-         Çok sevindim, her hangi bir şeye ihtiyacın var mı?

 

Gürkan Çağlar’ın bu huyunu çok seviyordu. İş ile arkadaşlığı çok iyi ayrıştırmıştı. Her ay düzenli bir ödemesi vardı ve asla gecikmezdi. Onun dışında maddi konular da Gürkan’ı hiç yalnız bırakmaz, hep sorardı.

 

-         Hayır, sağol, hiçbir şeye ihtiyacımız yok.

-         Tamam dostum.

 

El sıkıştılar ve birbirlerine sarıldılar. En az iki üç hafta birbirlerini göremeyeceklerdi.

 

Bölüm 20

 

Doruk sabahki iki hastası ile görüşmeleri toparladıktan sonra erken çıktı iş yerinden, aşağıya sahile indi ve banka oturdu. Deniz ona her zaman huzur veriyordu. Zamanın geçmesini bekliyordu. Noramin İş Merkezine gitmeyi planlamıştı. Nasıl bir yer olduğunu bilmiyordu ama Çağatay’dan aldığı bilginin doğruluğunu öğrenmeliydi. Arabasıyla dışarıda bekleyecekti ve Beste’yi görmeye çalışacaktı. İşyerinin saat altıda kapandığını ve genellikle çalışan personelin bu saatlerde ayrıldığını öğrenmişti.

 

Sahilde otururken burnuna taze simit kokusu geldi, biraz ileriden bir çocuk fırından yeni çıktığı belli olan simitleriyle kendisine doğru yaklaşıyordu. Çocuğu çağırdı bir simit aldı. O kadar uzun zamandır simit yememişti ki, nasıl bitirdiğini kendisi de anlamadı. Saatini kontrol ettiğinde altıya yaklaştığını gördü ve yerinden kalkıp arabasına binerek Noramin İş Merkezine doğru hareket etti.

 

****

Buse sabah çok erken ve çok neşeli uyandı, hemen duşunu aldı. Notlarını kontrol etti. Beste hakkında bilgi toplamalıydı. Nedense Beste konusu kafasına takılmıştı.

 

İşe geldiğinde elindeki bilgileri tekrar değerlendirdi ve Beste konusuna yoğunlaştı. İnternette değişik varyasyonlar ile yapmış olduğu bir arama sırasında kişisel bir web sitesinde tesadüf bir yazı ve fotoğraf yakaladı. Bir doğum günü fotoğrafıydı. Fotoğrafı biraz büyütünce Doruk’u tanıdı, yanında sarıldığı bir kız vardı. Resmi hemen yazıcıya gönderdi. Beste bu olmalıydı. Hoş bir kıza benziyordu. Fotoğraf üniversite zamanına ait olmalıydı, Doruk’ta oldukça yakışıklı gözüküyordu. Sonra hala çok yakışıklı diye düşündü ama tekrar işine koyuldu. Web sitesinin sahibinden bilgi alabilirdi. İletişim adresine baktı, sadece mail adresi vardı, sitenin sahibi Nazan Apaydın diye bir kadındı. Fotoğrafları da vardı. Biraz siteyi incelemeye başladı. Doruğun veya Bestenin başka fotoğrafları yoktu. Şansını denemeye karar verdi ve Nazan Apaydın adresine emniyet müdürlüğü adresinden bir mail atarak, iş ve cep telefonu vererek acilen kendisini aramasını rica etti.

 

Bir süre daha çalışmalarına devam etti, bu arada Taylan yanına geldi, ona kısaca yaptıklarını ve geldiği noktayı aktardı. Tam bu sırada cep telefonu çaldı, baktı, özel numaraydı.

 

-         Alo?

-         Buse Hanım ile görüşmek istiyordum, ben Nazan Apaydın, aramamı istemişsiniz, çok heyecanlandım, ters bir şey mi var acaba?

-         Heyecanlanmayın Nazan Hanım, ben Buse, sadece bir bilgiye ihtiyacımız var, o yüzden sizi rahatsız ettim.

-         Nasıl yardımcı olabilirim?

-         Web sitenizde bir fotoğraf var, Doğum Günüm diye geçiyor.

-         Evet, üniversitedeyken çok sevdiğim arkadaşlarımla benim doğum günümde çekildi ama oldukça eski bir fotoğraftır, nesi ilginizi çekti?

-         Beste veya Doruk ismi size bir şey çağrıştırıyor mu?

 

Buse, Nazan Hanımın bir an duraksadığını fark etti.

 

-         Evet, ikisi de arkadaşım. Yani arkadaşımdılar daha doğrusu ama Doruk’u uzun zamandır görmedim, en son bildiğim Amerika’ya gittiği.

-         Peki Beste?

-         Evet, zaten Beste benim arkadaşımdır, biz Doruk’u Beste ile birlikte olduğu için tanıyoruz.

 

Buse bingo, interneti seviyorum diye düşündü.

 

-         Peki Beste Hanım ile irtibatınız sürüyor mu?

-         Eskisi kadar olmasa bile, arada sırada mailleşiriz ama onu da görmeyeli epey oldu. En son bildiğim evlendi, çocuğu oldu ve bir şirkette İnsan Kaynakların da çalıştığı. Galiba evlenirken okulu da bıraktı.

-         Şu anda nerede olduğunu veya ona nasıl ulaşabileceğimizi biliyor musunuz?

-         Neden, bir sorun yok değil mi?

-         Hayır bir sorun yok, ondan da bir bilgi almamız gerekiyor.

-         Bana bir mailini iş yerinden atmıştı, bir saniye beklerseniz bakayım, sanırım o mailden iş yerini öğrenebilme şansınız olur.

-         Bekliyorum Nazan Hanım, çok teşekkür ederim.

-         Rica ederim, hemen bakıyorum.

 

Buse bu duruma çok sevinmişti, Beste’nin bu olayda çok büyük bir rolü olduğunu düşünüyordu. Israrlı ve sistematik çalışmasının karşılığını alacaktı. İçinden Hatice’ye de öpücükler gönderdi, Beste olayını o kendisine duyurmuştu ne de olsa.

 

-         Buse Hanım, orada mısınız?

-         Evet buradayım, buldunuz mu?

-         Evet, mail adresini kodlayayım mı yoksa şirketin adını mı vereyim?

-         Mümkünse her ikisini de lütfen.

 

Buse söylenenleri yazdı, teşekkür etti ve telefonu kapadı. Şirketin adı VIMPELTON idi, hemen web sitelerine ulaştı. Vimpelton şirketi bir Rus şirketiydi ve üç senedir Türkiye’de faaliyet gösteriyordu, ana dalı telekomünikasyondu. Ancak Buse’nin ilgisini çeken, Amerika’daki en başarılı 2000 şirket arasında 400. sırada olması olmuştu. Bunlardan en önemlilerinden birisi Vimpelton idi.

 

Araştırma yaparken bir diğer dikkatini çeken haber Rusya’nın Türkiye’de ofis açan ülkeler arasında dördüncü sıraya yerleşmesi olmuştu. Demek ki sadece sarışın rus kızları gelmiyordu Türkiye’ye.

 

Şirket incelemesini tamamladıktan sonra işyeri adresine baktı. İki tane iş yeri adresi vardı. Genel Merkez ve Fabrika. Çalışmasının semeresini görmüştü. Vimpelton şirketinin genel merkezi Noramin İş Merkezindeydi. Önce oraya uğrayacak, eğer orada bulamazsa fabrikaya gidecekti.

 

Hemen çantasını aldı, Taylan’ı bilgilendirdi ve arabasına atladığı gibi Maslak Noramin İş Merkezinin yolunu tuttu.

 

****

Doruk arabasında işten dağılan insanları kontrol ediyordu, birçok kişi çıkmış ancak henüz Beste’yi görememişti. Onu görmeyeli dört seneyi geçmişti, tanıyabileceğini düşünüyordu ama son halini bilmediği için bundan çokta emin olamıyordu. Hamile kalmıştı, doğum yapmıştı, şişmanlamış mıydı, bunu bile bilmiyordu?

 

Kapıya o kadar odaklanmıştı ki etrafına hiç bakmıyordu. Bu sırada arabasına doğru birisinin yaklaştığını son anda fark etti ama kim olduğunu göremeden şoför camına doğru eğilen bir yüz gördü.

 

-         Merhaba Doruk bey, burada karşılaşmamız ne tesadüf değil mi?

 

Doruk birkaç saniye yaşadığı şoku atlatamadan sadece baktı.

 

-         Merhaba Buse Hanım.

 

Buse gülümseyen bir yüzle Doruk’u süzdü.

 

-         Bir arkadaşınızı mı bekliyorsunuz?

 

Doruk ne söyleyeceğini şaşırdı. Sadece evet anlamında kafasını salladı.

 

-         Peki, anladım, eğer arkadaşınız çıkmazsa veya gelmezse veya sizi burada unutmuş olursa, sizinle biraz konuşmak isterim, müsaitseniz tabi.

 

Doruk bir anda daha fazla yalanın kendisini daha şüpheli duruma getireceğini anladı.

 

-         Bunu ben de isterim, emniyete mi gelmemi arzu edersiniz?

 

Buse sıcağı sıcağına konuşmayı arzu ediyordu, Doruk bir şeyler anlatacaktı mutlaka.

 

-         Bakın şöyle yapalım, benim mesaim de bitmek üzere, eğer sizin arkadaşınız kesin gelmeyecekse, bir yerlerde bir şeyler içerken sohbet edebiliriz.

-         Gelmeyecek sanırım, geç kaldı. O zaman ben sizin bu iyi niyetinize karşılık sizi yemeğe davet etsem, bana katılır mısınız?

 

Buse bu boyutta bir şey düşünmemişti, sadece kahve içip Doruk’u sorgulamak istiyordu. Ancak bu teklifi reddederse bir fırsat kaçıracağını düşündü.

 

-         Herkes kendi parasını ödeyecek, bu şekilde kabul ederseniz yemekte konuşalım o zaman.

-         Memnuniyetle, sizde de araba var sanırım, o zaman benim çok sevdiğim bir yer var, oraya gidelim mi? Sessiz ve sakindir.

-         Neresi?

-         Galatasaray adasında yeni açılan bir balık lokantası var.

 

Buse gülümsedi, Doruk Buse’yi gülümserken ilk defa görmüştü.

 

-         Arşipel mi?

 

Bu sefer Doruk’ta gülümsedi.

 

-         Evet, biliyorsunuz sanırım.

-         En sevdiğim yerlerden birisidir. Arada sırada giderim ben de.

-         Harika, o zaman peş peşe gidelim mi? Teknede görüşürüz.

-         Pekala, tekrar anımsatacağım, herkes kendi parasını ödeyecek.

-         Tamam bu konuda ısrarcı olmayacağım.

-         Görüşürüz.

 

Buse arabasına doğru giderken Doruk Buse’yi inceledi. Polis olduğunu unutursa gördüğü en güzel kadınlardan birisiydi, neredeyse hiç makyaj yapmaması ve doğal tavırları çok etkileyiciydi. Masum bir güzelliği vardı, vücuduna ise diyecek bir şey bulamamıştı.

 

Neler düşünüyorum böyle diye kendine kızdı, sonuçta o kendisini sorgulamak için orada bulunacaktı. Ancak ilk görüşmelerine göre bu görüşme daha sıcak ve olumlu geçmişti. Birden aklına neler konuşacağı geldi. Kendisi Beste’yi görmeye gelmişti peki ama Buse burada ne arıyordu? Gerçek birden kafasına dank etti. Buse’de Beste’yi bulmuş ve buraya onu aramaya gelmişti, hatta muhtemelen Beste ile görüşmüştü. Polisti sonuçta, istediği yere girer ve soruşturabilirdi.

 

Bu fikir onu çok heyecanlandırdı, Beste hakkında bilgi alacağı son insanın Polis olmasını dilerdi ama maalesef şimdi bu bilgiyi alabileceği tek insan Buse gibi gözüküyordu.

 

Arabasıyla Maslak yönünden Balmumcu’ya doğru ilerledi. Beşiktaş’a indi ve oradan Ortaköy’e doğru ilerledi. Trafik sıkışıktı, Buse üç beş araba önündeydi, arabası kırmızı bir Megandı. Ortaköy’ü geçerken etrafına bakınırken, ileride yürüyen bir grup dikkatini çekti. Bir adam ve iki kadın hararetli bir şekilde sohbet ediyordu. Kadınlardan birisinin saçları, boyu, giyim tarzı Serpil’e çok benziyordu. Trafik ilerlemeye başlarken onlar kumpircilerin oradan meydana doğru döndüler, bu sırada o kadının gerçekten Serpil olduğunu fark etti. Hemen cep telefonu ile Serpil’i aradı. Telefon çalarken aynı zamanda da Serpil’in hareketlerini görebiliyordu.

 

Serpil’in cep telefonunu çantasından bulup arayan numaraya baktığını gördü, sonra yanındaki adam ve kadın da baktılar ama Serpil telefonu açmadı ve tekrar çantasına koydu.

 

Doruk ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Serpil’in yanındaki adamı ve kadını daha önce hiç görmemişti, neden bakmamıştı telefona? Mutlaka bir açıklaması olmalıydı, trafik sıkışık olduğu için bir mesaj çekerek akşama yemeğe geç geleceğini yazdı ve gönderdi. Bu arada trafik açıldı ve Su Adasının oraya kadar geldi, Buse arabadan inmiş onu bekliyordu. Oraya yanaşınca arabasını aldılar, birlikte iskeleye doğru ilerlediler. Bu sırada cep telefonuna mesaj geldi.

 

Aşkım, biraz rahatsızım, uyuya kalmışım, telefonum sessizde duymadım, gece gelince görüşürüz, seni çok seviyorum, köpükler arasından sevgiler.

 

Doruk bu mesajı okuyunca bir süre ekrana ve mesaja kilitli kaldı. Buse bunu hemen fark etti.

 

-         Kötü haber mi?

 

Buse’nin sorusu üzerine Doruk hemen toparlandı.

 

-         Yok değil, beklemediğim bir mesajdı diyelim. Gidelim mi?

 

Doruk Buse’nin kolundan tutarak yanaşan tekneye binmesine yardımcı oldu, bu sırada ister istemez birbirlerine temas ettiler. Normalde Buse bu tip temaslardan kaçınıp hoşlanmadığını belli ederken, bir tepki vermediğini kendisi de fark etti. Tekneye bindiler ve teken Su Adası Arşipel Balık Lokantasına doğru yola çıktılar.

 

Bölüm 21

 

Serpil eve geldiğinde kendini çok yorgun hissediyordu. Hastalar ile ilgili bilgilerin bir an önce alınması konusunda müthiş baskı altındaydı. Doruk geç geleceğini söylemişti, saate baktığında saatin daha dokuza geldiğini gördü. Bir banyo yapıp Doruk gelene kadar televizyon seyretmeyi düşünürken telefonunun mesaj tonunu duydu. Numara tanıdık gelmedi, bir fotoğraf gönderisiydi. Fotoğrafı açtığında önce biraz şaşırdı, sonra kadınsı bir kıskançlık duydu. Fotoğrafta Doruk genç bir kadınla oldukça samimi yemek yiyordu. Ne zaman çekilmişti bu fotoğraf acaba? Eski sevgililerinden birisi miydi Doruk’un? Bu sırada ikinci mesaj tonunu duydu. İkinci mesajı açtı,

 

Size bu fotoğrafı ve mesajı iletmem söylendi, Doruk şu anda bu kadınla yemekte.

 

Mesaj bu kadardı. Doruk şu anda bu kadınla yemek yiyordu demek. İçindeki kıskançlığın büyüdüğünü hissetti. Kim di bu kadın? Neredeydiler? O sinirle içkilerin olduğu bara gitti, kendisine buzlu bir viski hazırladı. Doruk şu anda genç bir kadınla sohbetteydi, bakalım bunu kendisine anlatacak mıydı? İçmeye başladı.

 

****

Masaya oturdukları andan itibaren her ikisi de ortamdaki elektriğin farkındaydı. Ancak önce havadan sudan sohbet etmişler, yemeklerini ısmarlamışlardı. Doruk kendisine bir kadeh rakı söylemişti, Buse ise önce içmek istememiş, sonra bir kadeh beyaz şarap içmeye razı olmuştu. Aslında görev başında olup olmadığını kendi kendine sürekli sorgulamaktaydı. Bugüne kadar sorguladığı birisi ile böyle bir ortamda hiç olmamıştı. Kendisini farklı hissediyor, hem keyif alıyor, hem profesyonelliğine yakıştıramadığından tedirgin oluyordu. Yemekleri beklerken Buse sorgulamasına başladı.

 

-         Bana bugün orada ne yaptığınızı anlatmak ister misiniz Doruk bey?

 

Doruk eninde sonunda bu konuya geleceklerini biliyordu. Neyi ne kadar söylemek istediğine hala karar verebilmiş değildi. Ancak artık yalan söylemenin bedelinin ağır olacağının farkındaydı. Buse veya Taylan veya polis eninde sonunda Beste’yi öğrenecekti, sonrası da çorap söküğü gibi gelecekti ve bunları anlatmadığı için kendisi suçlanacaktı.

 

-         Buse hanım, anlatacaklarım bu cinayete ne kadar ışık tutacak bilmiyorum gerçekten ama her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak istiyorum. İsterseniz bütün bu bilgileri doğrulayabilirsiniz.

 

Buse çok şaşırmadı. Doruk aptal birisi değildi, kendisini orada gördüğündeki ifadesini asa unutmayacaktı. Duygularını kontrol etmeyi en iyi bilen insanlar psikologlar olmasına rağmen, Doruk kendisini görünce şok yaşamıştı.

 

-         Buna sevinirim, bakın sizin katil olmadığınızı biliyorum, geçmişinizi araştırdım, çok başarılı şeyler yapmışsınız, böyle bir cinayeti, hele kendi hastanızı öldürmenizi anlamak çok mantıklı değil. Ancak anlatmadığınız şeyler olduğunun farkındayız ve inanın bana Doruk bey, hiçbir şey gizli kalmaz, gecikiriz belki ama mutlaka buluruz. O yüzden aldığınız karar doğru bir karar. Sizi dinliyorum.

 

Doruk, üniversite yaşamından başlayarak okulunu, Beste’yi, Amerika’yı sonra Beste’nin kendisini terk edişini, evlenişini anlattı. Sonra zor olan kısma geldi ve Çağatay ile ilgili olan kısmı anlattı ve en sonda da neden orada olduğunu anlattı. Geçen bu süre içinde Buse hiç soru sormadı.

 

Doruk anlatmış olmanın verdiği rahatlıkla rakısını yudumlarken cep telefonu çaldı, baktı Serpil arıyordu. Birden Serpil’İn söylediği yalan aklına geldi.

 

-         Buse hanım, önemli bir telefon, sizden birkaç dakika izin rica etsem ve konuşup gelsem ayıp etmiş olur muyum?

-         Rica ederim doruk bey, lütfen konuşun.

 

Doruk masadan kalktı, kapıya doğru gitti. Giderken kabul et tuşuna bastı.

 

-         Merhaba canım, seni çok özledim, ne zaman geleceksin?

 

Serpil’in sesi bir garip geliyordu.

 

-         Birazdan evde olurum, sesin bir tuhaf geliyor, iyi misin?

-         Süperim ve sana süper bir gece yaşatmak için acilen bekliyorum. Neredesin ve ne kadar zaman içinde evde olursun?

 

Doruk, Serpil’e ne söylemesi gerektiğini kestiremedi. Yalan söylemek istemedi.

 

-         Hani benim şu öldürülen hastam var ya, bir bayan polis beni sorguluyor şu anda.

-         Gecenin köründe ne polisi, ne bayanı? Gündüzler torbaya mı girmiş. Nerede sorguluyor? Polis merkezinde misin? Seni gelip alayım mı?

 

Zor olan kısım burasıydı, bir balık lokantasında rakı, şarap içerken sorgulanıyorum demesi ne kadar mantıklıydı ki, fazla düşünmeden

 

-         Dışarı da bir yerdeyiz, merkeze gitmedik.

 

diye yanıt verdi ama verdiği yanıta kendisi de inanmadı. Daha sonra konuyu uzatmak istemedi.

 

-         En kısa zamanda geleceğim, sorgulamadan kısa bir süre için izin aldım.

-         Seni bekleyeceğim, çok kötü planlarım var, çok fazla geç kalma.

-         Tamam, geç kalmam.

 

Ne kadar istese de eskisi gibi konuşamamıştı, Serpil’in neden yalan söylediğini bilmeyi çok istiyordu.

 

-         Bu arada Doruk, viski şişen yarıdaydı ya artık yok.

 

Gariplik bu diye düşündü, Serpil sarhoştu. Telefonu kapadı. Tekrar içeriye girdi, Buse etrafını seyrediyordu.

 

-         Tekrar çok özür dilerim. Kız arkadaşım aradı da, yanıt vermem gerekiyordu.

 

Buse gülümseyerek

 

-         Serpil hanım mı?

 

Doruk da gülümsedi

 

-         Sizden de hiçbir şey kaçmıyor, her şeyimizi araştırdınız değil mi?

-         Evet ama Serpil hanımla ilgili pek bir şey bulamadık, belki siz de bir şeyler anlatmak istersiniz diye düşünüyordum.

 

Doruk konunun Beste’den uzaklaşmasına sevinmişti. Aslında Buse’nin Beste hakkında bir şey öğrenip öğrenmediğini çok merak ediyordu. Buse’nin son sözleri üzerine Serpil ile nerede ve nasıl tanıştığını anlatmaya başladı.

 

****

Serpil yarım şişeye yakın viski içmişti, sarhoş olmuştu. Kıskançlığını nasıl yeneceğini hayatı boyunca öğrenememişti. Söylemedi diye geçirdi içinden, nerede olduğunu söylemedi. Bu sırada telefonu çaldı.

 

-         Yemekte konuştuğu kadını araştırdım biraz, cinayet masasından başarılı bir dedektif, adı Buse. Zamanımız daralıyor, işler karışmadan şu hasta listesini bu hafta ele geçir, bu hafta sonu ne yap et o dosyayı sana verdiğim USB’ye mutlaka kopyalamalısın Serpil.

 

Kendisi bir şey diyemeden telefon kapandı. Bunu yapmalıydı ama nasıl?

 

Bölüm 22

 

Ali çok güzel bir gece geçirmişti. Son zamanlarda yaptığı en güzel şey şu internet grubuna dahil olmak olmuştu. Bu gece yine harika bir gece geçirmişlerdi. Kalabalık bir grup Koşuyolu Kahvesinde toplanmış ve kendi aralarında müzik yapmışlar, şarkılar söylemiş eğlenmişlerdi. Grup kalabalıklaştıkça dostluklar artıyordu. Bugün yine birçok değişik sektörden insanla tanışmış arkadaş olmuştu. Eve dönerken gruba yeni katılan Sinem ile birlikte dönmüştü. Sinem’in ilk katılımıydı ve çok keyif almıştı. Sinem onu eve bırakırken yolda epey sohbet etmişlerdi. Sinem’in amatörce resim ile uğraştığını duyunca kafasındaki planların hepsini anlatmıştı. Sinem projesini çok desteklemiş hatta yardımcı olabileceğini de söylemişti. Ayrılırlarken birbirlerine cep telefonlarını vermişlerdi ve tekrar görüşmeyi planlamışlardı.

 

Eve geldiğinde bilgisayarını açtı. Gelen maillerini kontrol ederken Selma’nın her şeyi organize ettiği bilgisini aldı, Erdal ve Müjgan’dan gelen mailler vardı, onlara gerekli yanıtları verdi. Yatağına gitti, yarın oldukça yoğun bir gün olacaktı, yatar yatmaz uyudu.

 

****

Sinem Ali’yi bıraktıktan sonra evine doğru ilerlerken cep telefonundan arayacağı numarayı buldu ve aradı, iki defa çaldıktan sonra  telefon açıldı.

 

-         Anlat bakalım ne oldu?

-         Dediğin gibi grupla kaynaşmam zor olmadı.

-         Sevdin mi Ali’yi?

-         Çok şeker bir adam, oldukça güzel sohbet ettik Çağlar.

-         Projeden bahsetti mi?

-         Evet hepsini anlattı, senin dediklerinle aynı paralelde. Çok heyecanlı ve gerçekten buna inanıyor.

-         Güzel, ee dediğim diğer şey için ne düşünüyorsun?

-         Tekrar görüşeceğiz. Sanırım hoşlandım ondan, iyi niyetli birisine benziyor.

-         Öyledir Sinem, senden rica ediyorum, Ali’nin önemini anlattım sana, benim için kardeş gibidir, hayatını düzen sokması lazım, onun senin gibi birisine ihtiyacı var. Eğer özel yaşamını düzene sokarsa, bu onun iş yaşamını da çok pozitif yönde etkileyecek. Bu konuda sana güveniyorum.

-         Dediğim gibi Çağlar, hoşlandım ondan, ben de mutlu bir birlikteliğe hayır diyecek değilim ama bunun için şimdiden sana biz söz veremem, deneyeceğim.

-         Teşekkür ederim Sinem, ben mutlu olabileceğinizi düşünüyorum. Tabi bunu önceden kestirmek mümkün değil. İyi geceler, bundan sonrası sana bağlı.

-         Tamam Çağlar, görüşürüz, iyi geceler.

-         Sana da Sinem, iyi geceler.

 

Sinem telefonu kapattı. Çağlar kendisini arayıp görüşmek istediğinde çok şaşırmıştı. Uzun zamandır görüşmüyorlardı. Kendisi ile bir Çin seyahatinde tanışmışlar ve çok iyi arkadaş olmuşlardı. Sinem o zaman bir tekstil firmasının satış ve pazarlama müdürlüğünü yapıyordu. Çin’de de vakit buldukça birlikte yemek yemiş ve zaman geçirmişlerdi. Her ikisi de çok çekici olduğu halde aralarında hiçbir şey olmamıştı. Dost olarak başlamışlar ve bugüne kadar da dost olarak devam etmişlerdi. Ancak daha sonra Sinem işten ayrılmış ve Bodrum’a yerleşmişti. Uzun zamandır yapmak istediği şeyi yapmak istiyordu, evinin bir odasını resim atölyesi olarak tasarlamıştı ve amatörce resimler yapmaya başlamıştı. Bu sürede Çağlar’ın işleri büyümüş ve gelişmişti. Arada sırada İstanbul’a gittiğinde vakit bulunca telefonlaşırlardı ama uzun zamandır birlikte yemek yememişlerdi. Çağlar onu aradığında Bodrum’dan oldukça sıkılmış vaziyetteydi. Önemli bir konu için görüşmek istediğini söylemiş ve uçak biletine kadar her şeyi göndermişti. Çağlar’ın evinde yemek yemişlerdi.

 

Çağlar iki önemli nedenden dolayı Ali ile tanışmasını istiyordu. Ali’nin adını duyardı ama hiç birlikte olmamışlardı. Yemek sırasında Ali’nin projesini anlatmıştı ama Sinem ikinci nedeni daha çok merak ediyordu. Daha sonra Ali’nin özel yaşamını, kişiliğini anlatmaya başladı. Eğer direk tanıştıracak olursa Ali projeyle bir bağlantısını kurar ve kendisine güvenilmediğini düşünürdü. O yüzden Çağlar Sinem’i bir süre İstanbul’da ağırlamayı planlamıştı, bu sırada da Ali’nin girdiği internet grubuna girecek ve doğal bir tanışma sağlanacaktı.

 

Aslında Çağlar’ın planı neredeyse eksiksiz tutmuştu. Sinem’e Bakırköy’de altı aylığına bir ev tutmuşlardı, sonra Sinem internet grubuna üye olmuştu ve bu ilk etkinliğe katılarak Ali ile tanışmıştı.

 

Eve geldi, hemen ılık bir duşa aldı ve yattı.

 

****

Çağlar telefonu kapatınca keyifle gülümsedi. Sinem’in bu işi başaracağına emindi. Hem çok sevdiği iki dostunu bir şekilde yakınlaştıracak, hem de iş kafasına çok güvendiği Sinem’in de bu proje içinde olmasından dolayı kendini daha bir rahat hissedecekti.

 

-         Yatağa gelecek misin?

 

Çağlar telefonu bırakarak yatağa geri döndü. Yatakta yatan kadına sarıldı. Kadını öptü.

 

Kadın Çağlar’ın daha fazla bir şey yapmasına izin vermedi, Çağlar’ın üstüne çıktı ve omuzlarından başlayarak öpmeye başladı. Çağlar’ın kendisine dokunmasına izin vermedi ve yavaş öpücüklerle omuzlarından ensesine oradan göğüslerine doğru aşağıya doğru inmeye başladı.

 

****

Doruk eve geldiğinde oldukça rahatlamış haldeydi. Her şeyi anlatmıştı. Gizli kapaklı, aklında söylemediği hiçbir şey kalmamıştı. Buse sorgulama esnasında çok fazla soru sormamıştı. Serpil konusuna çok fazla değinmemişti. Yemekleri bittikten sonra kalkmışlar ve herkes kendi arabasına binerek Kuruçeşme’den ayrılmışlardı.

 

Kapıyı açtığında salon ışıkları yanıyordu, televizyonun sesi geliyordu.

 

-         Serpil, uyumadın mı hala?

 

Ses alamayınca merak etti, salona geldiğinde Serpil çırılçıplak koltukta uyuyordu, elinde boş bir viski şişesi tutuyordu. Yanına yaklaşınca onun sarhoş olduğunu anladı. Elindeki viski şişesini alırken Serpil uyanır gibi oldu.

-         Geldin mi canım? Ben çok içtim galiba, gözlerimi açamıyorum.

-         Geldim de neden bu kadar çok içtin Serpil? Sen içkiyi hiç bu kadar sarhoş olacak kadar içmezsin ki.

-         İçtim çünkü sana kızgınım.

-         Bana kızgın mısın? Neden, seni kızdıracak ne yaptım?

-         Beni güzel kadınlarla aldatıyorsun. Seni çok kıskandım.

 

Doruk Buse’yi düşündü, evet gerçekten güzel bir kadındı. Ondan etkilen