YÜZYIL SONRASINA AŞK MEKTUBU
 
Bir günlük, ama sadece bir günlük, işi gücü bırakıp gündelik hayatın gailesinden uzaklaşıp, arkamıza yaslanıp, sanki hayattaki tek amacımız buymuş gibi; öyle bir hırsla, ümitsizliğin kamçıladığı bir hırsla geçmiş yüzyılların sisli bulvarlarında aşkı arayalım. Bu güne kadar üzerine kimlerin neler neler söylediği, yazdığı, neredeyse hakkında edilecek tek kelam kalmadığı düşünülen ama hala, inatla, kelamlara da kalemlere de bulaşan bir kavramı bir ucundan yakalamaya çalışalım.
 
Bu acaba elle balık tutmaya kalkışmak kadar büyük bir kendini bilmezlik mi? Aşkın derisi balığın ki kadar kaygan mı?
 
Eğer az sonra kahinliğe soyunup geleceğe ziyaret etmeye ve bir yüzyıl sonrasına aşktan ne kalacağını öğrenmeye niyetliysek, en azından yola çıkmadan önce tarih denizinin şifalı suyundan biraz olsun almalıyız yanımıza. Dünle bugünü tek kolumuzla kucaklamazsak, bugünle yarını nasıl ilişkilendirebiliriz ki?
 
Yanında yöresinde hangi toplumların, hangi yaşam biçimlerinin var olduğuna bakmadan tarih ülkesini boylu boyunca kateden aşk yolu çok uzun görünüyor ama bu sadece bir göz, gözde değil kalp yanılsaması... Abartmaya gerek yok, sadece iki sokak ötede sanki aradan geçen yüzyıllar bir similasyondan ibaretmişcesine... Varılan noktada hep aynı bağımlılık, aynı yüceltme, aynı tapınma, aynı özdeşleşme arzusu.
 
Kökenindeki, kimyasındaki bileşenler ne kadar açığa çıkarılsada Aşkın büyülü, gizemli, sırlı tanımlanamaz bir yanı kalıyor her zaman.
 
Zaten herzaman için, "sadece" değil ama "en çok" yazıda buldu kendini aşk. Yüzlere dökülemeyen sözlere döküldü.. Gözlerde görülemeyen kalemin ucundan aktı. Yasakçı süpürge otunun önüden el yordamıyla kaçırılan, satır aralarına saklandı. Aşk çoğu zaman çaresiz bir mülteci gibi yazıya sığındı.
 
Fakat en doğrudan ifadesini mektuplarda buldu. Peki bugün hangimiz aşk mektubu yazıyoruz? Yüzyıllar öncesinin tüy kalem- mürekkep birlikteliğinden geriye kalan, bilgisayar ekranlarında ara sıra beliren küçük zarf resmi ile belki de bu resim kendimizi bugünde mektup alıyormuşuz gibi hissedelim diye kullanılıyor. Asla kadırılıyoruz demiyorum. Çünkü biçimi ne olursa olsun, Aşk hala Aşk... Mektup hala mektup...
 
Yüzyıllar öncesinden bugune aşktan ne kaldığını düşündüğümde, doğada hiçbirşeyin yok olmayıp, sadece dönüştüğüne inanmak istiyorum. Kabul etsek de etmesek de herçağ kendi koşullarını belirliyor ve her yüzyılın insanı o koşulların gerektirdiği gibi yaşıyor, hissediyor, seviyor, aşık oluyor.
 
Peki gelecek yüzyıl insanlar sevdikleri için gözyaşı dökecelermi? onu gördükleri zaman kalp krizinin eşiğine gelecekler mi? ayrılıklarda içki kadehlerine sığınacaklar mı? yenik düşeceklerini bile bile mücedele edecekler mi? Kıskançlık krizleri geçirecekler mi? Gelecek yüzyılda aşktan ne kalacak geriye. Bunun cevabını bilemem ama ümitsizlikle sıvalı basit bir temennim olabilir ancak; Herşey yok olup gise de, birtek sen kalsan geriye..
 
Bugün uyusanız yüzyıl sonra uyansanız ve karşınıza "o" çıkacak olsa, bu hayali sevgiliye nasıl bir aşk mektubu yazardınız?
 
Siz ne yazardınız bilemem ama ben yüzyıl sonra, kimbilir nerede uyanırsam derin uykumdan, aradan yüzyıl geçmiş olsa da mahremiyet mahremiyettir diye sevdiceğime mektubumu sadece ikimizin bildiği o dilde yazdım. Yalnızca o okuyabilsin diye...
 
 
Sibisti;
Karme toa Centa. Piri kuru taşi,siri imbiti.
Sevatu, siliki simbi sibisti koromi opi.
Krimantao saunta
Sibisti, halem efne. psa psa fik fik.
kalembe turta sevento, sev saye
Harsusi kibirto ob kreaye sali do
Çinti Romeo ob Juliet tirinti?
Çinti Ferhat ob Şirin tirinti?
Çinti Kerem ob Aslı tirinti?
Sibisti ob nur?
Piri ob siri. Fize di sibisti.
Kopatiti hiri he sibisti. Teneku mes la İstanbul !
İstanbul setiuti. Çinti Beyoğlu tirinti?
Mi sira kilha. Selce kuhlea 2006 sibisti.
Zirmi klake caberru noira. Piri cu tahali.
Bom tebiri kuli ob sevento piri
SILİKİ SİMDİ SİBİTİ !
Nur
İstanbul 2006
 
Hadi sizde alın kağıdı kalemi elinize, yüzyıl sonrasındaki sevdiceğinize bir aşk mektubu yazın.. Bu günden gelecek yüzyıla aşk adına söylenmiş birkaç cümleniz olsun...
 
 Sevgilerimle
 
nur_batu