Yitik Yıllar

Telefondaki ses bana gelmemi söylüyor.Bocalıyorum bir süre, ne yapsam diye. ‘Neyi değiştirecek ki gitmeyişim’! Hazırlanıyorum alelacele. Kızımı da giydiriyor yola çıkıyoruz. Lanet olsun! Sokağa pazar kurulmuş olduğundan, arabayı uygun bir yere parkedip, yola yayan devam ediyorum.

Sokak, tüm şaşaasıyla, bağırtıların ve uğultuların arasında her pazar yeri gibi kalabalık... Kızım, mütemadiyen gördüğü herşeyden aldırabilmek için konuşuyor. Seslerin arasında bir de kızımın sesi, çıldırmaya ramak bıraktırıyor beynimi. Konuşması yetmiyormuş gibi sürekli bir çekiştirme ve o tabladan, öbür tablaya zıplama halimiz, evlere şenlik... Oysa sadece o sokağı geçmemiz gerekiyor. Varacağımız yere ulaşmanın başka bir yolu yok! ‘Bilsem gelir miydim hiç!’ diye kendi kendime söylenirken, kızımın ‘tuvalet’ ihtiyacı, saçlarımın tüm hücrelerini hissetmeme sebep oluyor. ‘Sabret kızım, az kaldı gideceğimiz yere’ diye cevaplamamsa, nedense O’nda avaz avaz haykırmaya sebep oluyor.

Çaresiz; etrafta camii veya pazarcıların gittiği bir umuma açık tuvalet var mı diye bakınmaya başlıyorum. Ancak kızımın çığlıkları ve zıplaması artarak devam ediyor. Küçük bir bakkal ilişiyor gözüme. Bu semtin bakkalı ve bize yardımcı olabilir diye düşünüp, oraya doğru ilerliyorum. Kapının önünde; taburesinde oturmuş, ayağının birini diğer tabureye uzatmış ve varis çorabı giymiş, saçları dökük, kısa kesilmiş bıyıkları ile ters bakışlı biri var. Görüntüsünden biraz ürküyorum soru sormaya. Tam bu arada içeriden gülen bakışlarıyla, giydiği kara çarşafa tezat bir hanım, ‘ne istediğimi’ soruyor. Rahatlamış bir şekilde, fısıldayarak ‘tuvalet var mı buralarda’ diye soruyorum ve kızımı işaret ediyorum ki, kızım yok! O bakkaldan içeri girmiş ve tuvalet ihtiyacını da unutmuş görünüyor, şekerlemelere dalarak. Ardından ben de içeri hamle yapıyorum, ‘hani tuvaletin gelmişti küçükhanım’ diyecekken, yüzünde ki o mesut ifadeyi görerek susuyorum. Karaçarşaflı ( muhtemelen, kapının önünde oturan adamın eşi olmalı) kadın, ‘çocuk O evladım, onun lafıyla kuyuya inilir mi?’ diyor. Haklı! İlk kez değil, son da olmayacak bu biliyorum... Kadına minnettar gözlerle bakıyorum, masmavi gözlerinde sanki bulutlar saklı, dokunsalar ağlayacak bir yüz ifadesinin içine nasıl da sığdırmış o gülümseyen yüzü hayret ediyorum. Elleri de nasırlı, sanki çapa yapmış gibi! Bakkal dükkanında ki, bizim marketlerde görmediğimiz ama eskiden bildiğimiz o muhabbetli tadı yakalıyorum. Kızım şekerler ve bil’umum kutu içinde bulunan, ona hitap eden ne varsa incelemede... Kadın; ‘elleme baksın, çocuk O’ diye tekrar ediyor sürekli.

Bu esnada içeri, mahallede oturan olduğu belli bir hanım daha giriyor. Ağzında sakızı ile gülümseyerek. ‘Kız Neriman Abla; benim ki uzak yoldan döndü nihayet, şurdan pastırma, peynir, yoğurt ve ekmek versene’ diyor. ‘Aaa gözün aydın’ diye yanıtlıyor bakkalın karısı. Pazarcının biri de tezgahının başından ayrılmadan sesleniyor. ‘Neriman Yenge; iki tost yap, birer ekmek arası, sucuklu olsun’. Kafasını sallıyor o tarafa bakıp ve gülümsüyor yine. Bir yandan sakız çiğneyen kadına siparişini hazırlarken, diğer taraftan bakkaldan içeri yeni giren küçük kız çocuğuna bakıyor. ‘Kızım; annenin ayırttığı ekmekler burada, al bunları. Hesabınıza yazdım, annene selam söyle’ diyor. İçeride ki devam eden sirkülasyon, dışarıda ki bakkal efendinin umrunda bile değil!

Bir süre dalgın gözlerle, tiyatro seyreder gibi seyrediyorum manzarayı ve diyalogları. Bu arada kızım alacaklarını almış ve yeniden mızırdanmaya başlamış durumda. Borcumuzu ödüyor, bakkalın karısından camiinin yerini öğrenip, gülümseyen gözlerine ve içtenliğine teşekkür ediyor ve çıkıyorum. Biz de bir zamanlar böyle bakkalı olan bir aileydik, hatırlıyorum... Marketler; meğer rahatlık ve kolaylık olsalar da, içimizde ki samimiyet duygusunu öldürmüşler, farkediyorum. İçimde olması gereken duygular yerine, bütün bunlarla oyalanmış olduğuma şaşırıyorum. ‘Hissizleştim sanırım, kentler gibi’! Az ilerde ki camiide kızımı tuvalete götürüp, yoluma devam ediyorum.

Acele etmem gerekiyor aslında. Adımlarımı hızlandırıyorum. Acı yok, göz yaşı yok! Sadece bir görev bu... O; O kadına gittiğinde yıllar önce bitmişti bende ya da ben öldürmüştüm. Şimdi şu bakkalın yüzünden, O’na birşeyler hissettiğimi hatırlıyorum. Yetişmem gerekene geç kalmıştım ama en azından son kez görmek istiyorum. Babam beni bekliyor...