İnsanlardan kaçmak ve içine kapanmak.
Bugünlerde en sık duyduğum konulardan birisi bu. Neden bunu yapıyoruz? Neden
kendimizi böyle depresif durumlara sokacak ortamı hazırlıyoruz.
Bir işin varsa, iyi kötü kendini ayakta tutabilecek bir gelirin varsa, annen,
baban, kardeşlerin sağlıklı ve sıhhatteyse, çevrende seviliyor ve seviyorsan ve
hepsinden öte sağlıklı bir bünyeye sahipsen, çok şanslı biri olduğunu düşünmüyor
musun?
Böyle bir yaşam zaten sana güzel sunulmuş bir armağan değil mi? Düşünsene, on
binlerce, yüz binlerce insan yeryüzünde mutsuz, yetim, aldatan ve aldatılan
insanlar, sağlığı bozulmuş, çeşitli hastalıklarla boğuşanlar, işsiz, evsiz,
arkadaşsız insanlar topluluğu.
Sen de bunlar varsa sen zaten mutlu olabilmenin en önemli gereklerine sahipsin.
Bunlar üstüne gelecek olanların hepsi moda deyimle bonus, yani hediye.
Eğer hediyenin küçüğü büyüğü olmaz diyorsan, senin için bir pırlanta yüzük ile
bir gül aynı şeyi ifade ediyorsa, yaşamının sana getirilerine de aynı gözle
bakmalısın.
Aşk, sevgili sana yaşamında gelebilecek en güzel hediyelerden birisi. Buraya
kadar tamam ama aşk ve sevgilinin olmaması seni mutsuzluğa itecek bir neden
olamaz, olmamalı da. Olması seni daha çok mutlu etmeli, ama hayatında aşk yoksa
sevgilin yoksa mutsuz olmamalısın.
Sevgili ve aşk yaşamında her zaman karşına çıkmaz, kimi zaman yaşamında bir kez
çıkar, bulduğunu düşünürsün, evlenir ve ölünceye kadar aşkını yaşamaya devam
edersin. Kimi zamansa bulduğunu zannedersin ama zamanla bakarsın ki yanılmışsın.
İşte yalnızlık, yalnız kalma, insanlardan kaçma ve içine kapanma genelde bu gibi
durumlarda ortaya çıkar. Çok güvendiğin, sevdiğin, sevildiğini düşündüğün
ilişkilerde yaşadığın acı sonlardan.
Ancak bu gerçekten acı bir son mudur?
Öncelikle, içine kapanıp insanlardan kaçarak kimi cezalandırıyorsun? Senin
kendine yaptığın eziyeti sana yapma hakkını veren kim? İçindeki çocuğu
cezalandırmak seni ne ölçüde mutlu edecek?
Yaşamın içinde her şey var, mutluluk, mutsuzluk, dingin yaşamlar. Sen yaşamaktan
vaz geçersen, kimse senin için üzülmez, seni ayakta tutabilecek tek bir kişi
var, o da kendin. Sen içine kapanarak kimseye ceza vermiyorsun, sadece kendini
yaşamadan alabileceğin keyiflerden mahrum bırakıyorsun, hem de ne için, senin
değerini bilmeyen birkaç kişi yüzünden mi? Sen üzüldüğünde, etrafından,
çevrenden, arkadaşlarından, ailenden koptuğunda, seni üzen kişinin umurunda mı
bu? O bir başka hayata çoktan adımını attı, kendini eğlendiriyor, belki tekrar
aşık bile oldu.
İçine kapanmayı ve insanlardan kaçmayı asla yapmayın, tam tersi insanların içine
girin, hata yapın, hatalar da sizin, unutmayın ki her hata bir derstir, bir
tecrübedir. Yeter ki aynı hataları tekrarlamayın.
Ben insanların güzellikleri görmesi tarafındayım, olumsuzlukları değil, olumlu
taraflarını görmeliyiz. Yaşamın içinde birçok insanla karşılaşıyoruz ve
karşılaşacağız da, bunların içinde çok sevdiklerimiz de olacak, nefret
ettiklerimiz de. Ancak yaşamı nasıl yaşamak istediğimize biz karar veriyoruz,
nefreti de sevgiyi de kontrol edebildikten ve dengeleyebildikten sonra mutsuz
olmayı gerektirecek hiçbir şeyimiz olmadığını görebiliriz.
Mutsuz olmak çok kolay, inanın, çok kolay. Önemli olan yaşamımızda ki pozitif
enerjileri yan yana getirip, keyifli anlar yaşamak ve yaşatmak daha zor. Zoru
tercih edin, kendinizi mutsuz edebilecek her şeyden uzak durmaya çalışın ve en
önemlisi kendinizle konuşun, içinizle, kalbinizle. O zaman göreceksiniz ki,
kalbiniz asla sizin mutsuz olmanızı istemiyor, hiçbir şey için. Onu mutlu
edebilecek tek kişi sizsiniz.
Mutlu anlarınızın çoğalması dileğimle
Sevgiler,
Haluk