Yazın sonlarına doğru , denizin tadını  çıkarmak üzere yaşanacak gecelerden biriydi.Artık hava daha serindi.Ama bu serinliğin de özlenen bir tadı vardı.Sahiller yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı.
 

Adam vuran dalgalara en yakın olan masada bekliyordu kadını.Gece loştu, gökyüzü kızıl, sahil ışıklandırılmamıştı.Sadece mumlar vardı geceyi aydınlatan.Birden kadının sesi ile irkildi adam, dalmıştı..

Birlikte masaya oturdular. Adam '  iki Türk Kahvesi istiyoruz' dedi...Ve masadaki paketi kadına doğru uzattı.Gülümseyerek açtı kadın paketi..Bir kutu dolusu çikolata.Gözlerini çocukluğundan kalma mutlu bir bakışla adama doğru çevirdi. ' Hala en sevdiğim şeyleri hatırlıyorsun ' dedi..

Adam nasıl unutabilirdi çikolata, kahve ve denizin ona verdiği tadı..Belki görüşmeyeli yıllar olmuştu ama o sanki her anını birlikte yaşamış gibiydi..Kahveler içildi, çikolata kokusuna karıştı, iyot kokusu..Sanki ikisi de sarhoştu..Mutluluk bu olsa gerekti.Ama akıp gitti zaman ve ayrılma vakti geldi..Kim bilir bir daha ne zaman görüşebileceklerdi, belki de hiç..İkisi de bunu bilmenin acı ifadesini yüzlerine taşımadılar.Son ana kadar gülümsediler..

Kadın hala çikolata kutusunu saklıyor, mum paketinin yanında...

Not; Özlenenler var hayata dair, özlenilenler, anlar, anılar, ufacık kırıntılar kalbimizin, beynimizin bir köşesinde...Ben nedense deniz kıyılarını çok özlüyorum, sahile karşı içilen akşamüstü kahvelerini, gece rakılarını, tekneleri ile denize açılan balıkçılara ‘rast gele’ demeyi özlüyorum.

Ama ben en çok denize karşı seninle oturmayı özlüyorum.Bu gece de çekmecemden mumları ve çikolata kutusunu çıkarıyorum.Tanju Okan çalıyor ‘HASRET’ ama ağlamıyorum.Hatta ara sıra ayağa kalkıp dans bile ediyorum.Hayret ben bile şaşırıyorum...