.....Sessiz Anlaşmalar
Kanepede oturmuş, yıllardır ayrı kaldığı evinin sehpasına rakı ve sodasını koymuş bir yandan da müziği açmış ve demleniyordu. Kimbilir aklından neler geçiyordu. Bu eve tekrar niye gelmişti ki sanki! O mutluydu hengamelerinin arasında, talih bazen mecbur bırakıyordu işte istemediği yerde olmaya insanı...
Olması gereken yerdeydi herkese göre. Bir Ona bir de karısına göre olmaması gereken yerdeydi ama hiç söylemezlerdi. Yakınlarına, çevrede ki herkese göre öyle olması gerektiğinden, bu tabularla yetiştiğinden olsa gerek, bazen karısının bunları söylemesi de infial yaratırdı beyninde ve ona mukabil kaşınan ellerinde. O herşeyi yapabilirdi lakin evini terk edemezdi. Babası yıllarca önce annesini terk ettiğinde bunun sözünü vermişti kendisine. O asla terketmeyecekti. Uzun zamanlar gidebilirdi ama bekleyenin olduğunu bilmesi ve arada uğraması yeterliydi ama yaşamamalıydı burada. Yeri burası değildi bilirdi sadece terketmediğini bildirmek için arada uğradığı ve herkese evim diye gösterdiği, adresiydi...
Koş ulan, çabuk olsana itin dölü demişti birgün nenesi damdan. Baban geldi. Babası gelmişti Almanyadan demek. Hatırlamıyordu ki yüz hatlarını bile. Yine de koştu bilinçsizce ama öncelikle dört tekerlekli o arabaya bakmaktan da alamadı gözlerini. Babası sarılmadı Ona, hatta öfkeliydi sanki varlıklarına. Şöyle bir başını okşar gibi yapıp hepsinin, kızgınlıkla anasına bakmıştı. Niyesini çok sonra anlayacağı bir sebebin başlangıcında olduklarını bilmeden. Dönüp arabaya dokunmasıyla, yanağında bir tokat patlayıverdi. Babasıydı vuran, arabaya dokundu diye! Demek ki sevgi bu demekti, yıllar sonra gördüğün evladına yapılan buysa! Ki zaten annesi de bunu yapardı. Dahası dedesi ninesine, ninesi anasına......
Başını iki yana sallayıp, gözünde ki yaşları peçeteye sildi. Şöyle bir takılı kaldı gözü bardağın içinde ki suya. Tarlada ki arkda sular giderken, değirmen yapardı suyu döndüren ve sonra salatalık çalardı kendi bahçelerinden. Döndü, kızına seslendi. Kızım oradan salatalık kes, tuzlada iyice. Artık çalmasına gerek yoktu!
Beş sene boyunca; sessizce karısıyla paylaştığı, herkesin karşı geldiği halde sürdürdüğü çok ama çok sevdiğinden ayrılmıştı. Çok sevmişti Onu. Her tür yanlışına, çektirdiklerine, uğruna harcadığı herşeye rağmen çok sevmişti. Karısı ses etmezdi onun birlikteliklerine, hatta kurtuluş gelirdi evde olmayış zamanları belki de... İçi acımaktan körelmişti tüm bu gidişlerde ki sebep aşklardan belki de kadının, kimbilir?
Şarkıya kaptırdı kendini adam. Ah gönlüm, Ondan sana hayır yok diyordu bağıra bağıra şarkıcı. Onaylar gibi sürekli başını sallayıp, gözyaşlarının seline artık aldırış etmiyordu, evdekilere de. Yitip gitmiş bir sevdaya ağıt yakıyordu kendince, yokolmaya aday ama inatla varolan dört kalbin ortasında... Alışıldık, bildik pencereler ve kapılar gibi değildi bu evde yaşananlar. Sessiz bir koalisyon ile karışık, hadsizliklerin ve bildiklerini derinlere gömüşlerin gerçek bir dramıydı yaşananlar. Adam için kendisi ve kendisinin istekleri vardı aslında hep ama O bunu hiç kabul edemedi veya etmek işine gelmedi. Hep dönüp geldiği bir evi vardı ve O babası gibi değildi...
Gözü köşeden gizlice kendisini takipte ki küçük kızına ilişiverdi, sen anlıyorsun, babayı anlıyorsun değil mi? diye sordu umut beklercesine yaptıklarının onayına. Kapının rengini almış kızı, sırf hiddetlenip zarar vermesin kimseye diye bildik cümleyi kurdu, sessiz anlaşmalarının cümlesiydi bu. Başını aşağı-yukarı tulumba misali oynatırken, mırıldandı anlıyorum baba, anlıyorum. Yüreğinden ne geçiyordu bu cümleyi kurarken o minicik kızın? Sessiz anlaşmalarda kaybolan cümlelerini hayata haykırmak için gücü olabilecek miydi? Yoksa hep derinlerde kayıp gidecek miydi cümleleri muamma. Bilinen bir gerçek vardı ki; O yaşında, hayatın iki yüzlü tarafıyla yüzyüzeydi.
Kadın içinde ki yılgınlığı ses tonuna yansıtıp, adama doğru baktı ve bunlarda geçecek, üzülme dedi. Biliyordu, geçiyordu herşey. Acılar hep geçmek için vardı. Sevdalı zamanların hüzmesini içinde hala gizli tutuyordu. Kimbilir, belki O da bir gün aşık olacaktı. Kimbilir!
Ah bu dört duvar, ah bu eşyalar! Dilleri olsa da dile gelseler kimbilir neler anlatırlardı. Belkide bu kanepe asla üstüne oturmasına izin vermezdi adamın. Hele bu kilimler, kanla yıkanan kilimler; üstüne bastığı ayağa isyan ederdi. Ambulansların siren sesinin yankılandığı cadde bile belki bu arabaya tahammül edemiyordur, kimbilir! Yaşadığı anlar gözünün önünden geçtiğinde, gözlerinde ki naif ifade kayboldu, sesinde ki yılgınlıkta! O güçlüydü ve bu adam Onu yıkamamıştı, herşeye rağmen çocukları ile geleceğe dair umutlarını dimdik ayakta tutuyordu. Başını doğrultup, ağzının içinde mırıldandı; bir gün sende mazi olacaksın birgün! Şu an uymak zorunda olduğu anlaşmanın, tüm yapraklarını esen bir yele bırakacaktı. Tek taraflı bozup, diyetini zaten ödediği bu yaşam dilimini burada bırakıp, özgürlüğüne uçacaktı! Az kalmıştı, az!
Bunu düşündüğünde, büyük kızının mutfakta birşeyler yapmakta olduğunu farketti. Arkasını hemen dönüp, mutfağa doğru yürüdü. Kızı evde ki ne kadar kesici alet varsa toplamış, onları saklayacak yer arıyordu. Dudaklarını büküp, sessizce kızını izledi kapıdan. Yüreğinde ki fırtınayı, çelişkiyi, bilinmezi ve heyecanı hissedebiliyordu. Aldırmıyor görünmelerine rağmen, yoğruldukları bu düzen onlara ağır geliyordu biliyordu. Annesini farkettiğinde, gülümsedi. Güzel gözleri korkuyu barındırıyordu gözbebeklerinde. Serpilmiş, boyunu geçmiş, alımlı bir genç kızdı O artık. Bir an, o gülümseyişin içtenliğinde; kızına haksızlık mı ettiğini düşündü, sonra savdı hızla bu fikri beyninden. Bir süre daha mecburdular bu düzeni devama, ki onlar da biliyordu devam etmesi gerektiğini... Geleceklerine dair adımların büyüklüğünü, bir an önce belirledikleri hedefe ulaşmaları gerektiğini de... Kızına saçmalama, koy onları yerine dedi sıyrılıp düşüncelerden.
bugün zarar verecek konumda değil ki baban, niye kaldırıyorsun onları? Olsun dedi kızı, hiç belli olmaz, biz tedbirimizi alalım da! Biliyorsun ki hiçbir zaman sebepli zarar görmedik anne! Haklıydı!
Sustu; yüreğine sokarcasına sarıldı kızına, ağlıyordu... Bir zamanlar annesine de böyle sarılırdı. anne ne olur uyan, ne olur diye haykırırken. Zaten sadece baygınken sarılabilirdi annesine. Yoksa izin vermezdi annesi, cıvıklık bulurdu bu tür halleri... Babası da zaten onun bu soğukluğunu sevmez, bütün kavgalar ve aldatmalar bu yüzden yaşanırdı evlerinde. Annesi; babası korksun, ilgilensin diye hep bayılmalara sığınırdı ki bunu keşfettiğinde ölesiye nefret etmişti annesinden. O çocuk yüreğinde, korkuyu yaşattığı için de affetmemişti hiç! Ve O; ne olursa olsun, en derin darbelere maruz kaldığında bile bayılmadı!