Bölüm 39
Buse Yasemin ile birlikte Hamdinin odasına girdiğinde Hamdi bilgisayarın başında sigara içiyordu. İçeri girenleri görünce gözleri parladı, Yaseminden çok hoşlanıyordu ama sınırını da biliyordu.
- Hoş geldiniz
- Hoş bulduk Hamdi, bizim bölümden Buse ile tanışıyor musunuz?
- Birkaç kez toplantılarda karşılaştık sanırım ama sohbet etme şansı bulamamıştık. Merhaba Buse.
- Merhaba Hamdi, evet, sağolsun Yasemin bir cinayet soruşturmasında bana yardımcı olmaya çalışıyor, kısmet bugüneymiş demek ki.
- Nasıl yardımcı olabilirim size?
Buse, kısaca cinayetleri ve yaşanan olayları özetledi.
- Özetle, tıkandık kaldık Hamdi. Ne Besteye ulaşabiliyoruz, ne Serpilin kim olduğunu biliyoruz. Bildiklerimizle de ilerleyemiyoruz. Acaba dedik, fotoğraflardan bir şey çıkartabilir miyiz, o yüzden senden yardım istiyoruz.
- Peki, elimden gelen yardımı yaparım tabi. Elinde bu bahsettiğin insanların fotoğrafları var mı?
- Evet, elimde hemen hemen herkesin fotoğrafları var.
- Önce oradan başlayalım, o fotoğrafları alabilir miyim lütfen.
- Peki ama nasıl faydası olacak bu fotoğrafların?
- Teknolojinin nimetlerinden faydalanacağız. Elimizde çok güzel bir sistem var. Fotoğrafları sisteme taratacağım, sistem taramayı bitirdikten sonra çok ince ayrıntılarına kadar özet bir rapor çıkartıyor, hani parmak izi kadar kesin ve kati bir sonuç değil ama ona çok yakın. Yüzün her noktasını ayrı tarıyor. Sonra o rapor ile bizim elimizdeki veritabanını karşılaştıracağız. Uyan raporlardan da fotoğraflara ve dolayısıyla o kişi ile ilgili tüm bilgilere veritabanından ulaşacağız.
- Ne güzel, böylelikle Beste veya Serpil ile ilgili bir kayıt varsa ulaşma şansımız olabilecek. Hemen deneyelim.
Buse, dosyadan Doruk, Beste ve Serpilİn fotoğraflarını verdi. Hamdi, tarama işlemine başlarken, dosyasını karıştırmaya devam ederken Erayın da fotoğrafını buldu, onu da ekledi.
****
Alinin keyfine diyecek yoktu, Bangkokta geçirdiği ilk gece çok güzel geçmişti. Sukhumwit Roadda bir otelde kalmış, geceyi de iki tane Tai kızla geçirmişti. Kendisini çok iyi hissediyordu, ancak olaylara biraz daha objektif bakınca, yaptığının biraz çocukça olduğunun da farkına varmaya başlamıştı. Kıskançlığının getirdiği sinir ortadan kalkınca, kendisini de sorgulamaya başlamıştı. Çağlar ile Sinemin arasında bir şeyler gerçekten olmuş olabilir miydi? En azından açıklama şansı vermeliydi. Kimseye haber vermeden buralara gelmişti, mutlaka herkes onu çok merak etmişti. Cep telefonunun da olmadığını anımsadı. Kendi kendine birisiyle konuşmalıyım ama kimi aramalıyım acaba diye düşündü. Sinem ve Çağları arayamazdı, en azından henüz arayamazdı. Gürkan veya Doruk ile konuşmanın daha iyi olacağını düşündü ama numaraların hiç birisini ezbere bilmiyordu, cep telefonundan isim ile aramanın zorluklarından birisi de buydu. Cep telefonunu kaybettin mi kimseyi arayabilme şansın yoktu. Daha sonra aklına internetten Doruka ulaşabileceği geldi. Odasında kurulu bilgisayrı açtı. Otelde yok yoktu, Bangkokta her şey insanların mutluluğu için yapışmıştı. Buraya Gülen İnsanların Ülkesi adını vermişlerdi. Hele turistsen burada her şey senin mutlu olman için ayarlanmıştı. Akşama Pattayaya gitmeye karar vermişti. Pataya için söylenen Erkeklerin Adası benzetmesini Bangkoku gördükten sonra daha da çok merak etmişti. Bilgisayar açıldıktan sonra googgledan Doruk psikolog İstanbul kelimelerini yazar yazmaz ilk sırada Dorukun web sitesi geldi. İletişim bölümünden iş yeri numarasını aldı. Saatine baktığında saatin on bir olduğunu gördü, demek ki İstanbulda saat dörttü, muhtemelen de Doruk iş yerineydi.
Doruk telefonu çaldığında Zuhal Hanım ile ilgili notlarını düzenliyordu.
- Efendim Aysel, Fatoş Hanımmı geldi?
- Hayır efendim, Ali Bey arıyor?
- Ali Bey mi!!!!!
- Evet, hatta bağlayayım mı?
- Hemen, teşekkürler.
Alinin kendisini aramasına biraz şaşırmıştı.
- Merhaba Doruk, nasılsın?
- Ali, nerelerdesin sen, ödümüzü kopardın, umarım sağlığın yerindedir.
- Sağlığım mükemmel, Bangkokdayım ama kimse bilmiyor burada olduğumu ve senden ricam kimseye de söyleme bir süre lütfen.
Doruk sabah Çağlardan gelen SMS mesajını okumuştu, demek ki Çağların yerini bildiğinden Alinin haberi yoktu. Kendisi de bilmiyro gibi davranmayı tercih etti.
- Bangkok mu!!! Ne işin var oralarda, gerçi Uzak oğlu kızların masajda ne kadar etkili olduklarını duymuştum ama sırf masaj yapsınlar diye kalkıp gitmedin değil mi oralara.
- Doruk, sorma, hem de ne masaj. Neyse, olayları bildiğini tahmin ediyorum, Çağlar mutlaka seninle paylaşmıştır.
- Evet, bir kısmını biliyorum ama Çağlar ile de detaylı bir konuşma şansım olmadı, ban anlattığı kadarını biliyorum.
Bunun üzerine Ali olan biteni anlatmaya başladı. Ali anlatırken Doruk Alinin aslında ne kadar pişman olduğunu ama bunu kendisine kabul ettiremediğini ve psikolojik destek almak için kendisini aradığını anladı.
- Ali, bu hepimizde var, hepimiz de kıskançlık duygusu var. Önemli olan bunu kontrol edebilmek. Kıskançlık için bir çok şey söylenebilir, herkese göre tanımı ve yaşama şekli farklıdır. Bunları arzu edersen detaylı konuşuruz sen geldiğinde ama bir an evvel buradaki insanlara da haber versen diyorum. Sinem, Çağlar, Gürkan hepimiz çok meraktaydık, hele Çağları görsen, aramadığı hastane kalmadı. Zaten bugün de senden haber almazsa Polise falan gidecektir. Ara en azından sağlıklı olduğunu söyle, dönünce görüşeceğinizi söyle. Sinemi ara haber ver.
- Ben de öyle yapmayı planlıyordum ama şimdi onlar ile yüzleşmeye hazır değilim. Bir şey soracağım Doruk, sence Çağlar ile Sinem birlikte olmuşlar mıdır?
- Ali, sen Sinem ile birlikte olduktan sonra Çağlar ile Sinem arasında bir şey olacağına ihtimal vermem ama öncesini bilemem. Hem öyle olmuş olsa dahi bu geçmişte kalmış bir yaşam değil mi? Neden buna bu kadar takılıyorsun? Önemli olan sen Sinem hakkında ne düşünüyorsun ve o seni mutlu edebiliyor mu? Birlikte beraberken kendini iyi hissediyorsan ve ona güveniyorsan bunu bu kadar problem etmemen gerekir diye düşünüyorum.
- Aklımdan bunu çıkartmakta çok zorluk çekiyorum, telefonunda Çağların adını görünce çıldırdım, Çağları ne kadar iyi tandığımı biliyorsun.
- Çağları ne kadar iyi tandığını biliyorum ama Çağlar seni kardeşi kadar sever, böyle bir şey olacağına ihtimal vermiyorum ben açıkçası, o zaman en başından seni haberdar ederdi. Keşke Çağlar ile hatta Sinemi de alarak birlikte konuşsaydın. Eminim bir çok sorunun yanıtını bulabilirdin o zaman ve bu tarz kaçışlar yaşamazdın o zaman.
- Haklısın aslında, neyse ben hazır kaçmışken birkaç gün dinleneyim. Dün akşam Petpongdaydım Doruk, inanılmaz bir yer burası. Hani tavsiye ederim diyeceğim ama senin şu aralar başının çok dertte olduğunu biliyorum yoksa atla gel derdim.
- Sorma Ali, hem de nasıl başım dertte, şu cinayetler ve soruşturma gerçekten çok canımı sıkıyor. Sen ne zaman dönmeyi planlıyorsun?
- Henüz değil, dediğim gibi biraz düşünmeye ve kendimle kalmaya ihtiyacım var Doruk, senin söylediklerini de düşüneceğim. Çok teşekkür ederim, faturamı gelince öderim.
Karşılıklı gülüştüler, Alinin bu konuşmayla çok rahatladığı belli oluyordu.
- Tamam Aliciğim, kendine çok iyi bak, döndüğünde yaptıklarını anlatırsın artık.
- Sağol, anlatırım tabi, gerçi daha yapmak istediklerimin bir çoğunu yapamadım.
- Kendine çok dikkat et, oralardan AIDS falan kapıp dönme. Görüşürüz.
Telefonu kapadıktan sonra kendi kendine gülümsedi, herkes aslında Alinin Bangkokta olduğunu biliyordu, dolayısıyla kimsenin onun sağlığını merak ettiği yoktu. Bir süre sonra Alinin Sinemi ve çağları arayacağından emindi.
Cep telefonunu kontrol etti, arayan olmamıştı. Buseyi aradı, telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı.
- Merhaba Doruk.
- Merhaba Buse, bütün gün sana ulaşmaya çalıştım ama bir türlü ulaşamadım.
- Evet, soruşturmada oldukça önemli bir noktaya geldik.
- Öyle mi???
- Evet, akşama anlatırım.
- Ben de onu diyecektim, akşama görüşüyoruz değil mi?
- Benim bir işim yok, istersen birlikte yemek yiyebiliriz.
- Tamam, Canım Ciğerime gidelim mi, ben seni alırım istersen?
- Ben gelirim, saat sekiz iyi mi?
- Tamam saat sekizde görüşürüz.
Telefonu kapattığında Ebru ile sabah yaşadığı seks geldi aklına, kendisini suçlu hissediyordu. Hiç tarzı olmamasına rağmen nasıl böyle bir şey yaşadığına kendisi de inanamıyordu. Bunu aklından çıkarmalı ve Ebrudan uzak durmalıydı. Bu sırada telefonu çaldı.
- Doruk Bey, Dilara Hanım geldi.
- Tamam Aysel, alabilirsin, teşekkür ederim.
Bölüm 40
Gürkan iş yerine döndüğünde kendini iyi hissediyordu. Uzun zamandır planladığı ve üzerinde titizlilikle çalıştığı planının başarıyla sonuçlanmasına az kalmıştı. Yıllardır çektiği sıkıntılar yakında son bulacaktı. Eğer Eray bu işi sonuçlandırabilirse oldukça hatırı sayılır bir komisyon alacaktı.
Çağların her konuda ona danışmasının getirdiği avantajı iyi kullanmıştı. Özellikle Moskova seyahatinde neler olup bittiğini, işin büyüklüğünü ve işin içinde kimlerin olduğunu öğrenmişti. Bundan sonrası daha da kolay olmuştu.
Moskovadan döndükten sonra Eraya ulaşmış, Rusyadaki iş ile ilgili görüşmek istemişti. Eray önce şüpheyle yaklaştıysa da sonrasında Gürkanın telefonda vermiş olduğu bilgilerden etkilenerek buluşmayı kabul etmişti. Ondan sonra da düzenli olarak Gürkan ve Eray görüşmeye devam etmişler, Çağların tarafındaki tüm bilgileri Eraya akıtmaya başlamıştı.
Artık bundan sonra iş tamamlandığı zaman alacağı komisyonu düşünmeye başlamıştı. Bu parayı aldıktan sonra hayatına yeni bir yol vermesi gerektiğini düşündü.
****
Çağlar en ufak bir şeyden şüphelenmeden bütün bilgileri Gürkan ile paylaşmıştı, bu bilgileri toplayan Erayda akıllı manevra ve seyahatler ile Türkiyeye yatırım yapmak isteyen bu firmanın yatırımı Çağların firması üzerinden değil Erayın firması üzerinden yapmayı düşünmeye başlamıştı.
Bu arada gidişattan şüphelenen Çağlar çeşitli araştırmalara girmiş ve iş hakkında Erayın firmasının görüşmelerini çok sıklaştırdığını ve çok sık seyahatler yapıldığını öğrenmişti. Rusyada bulunan Vladimiri bu işle görevlendirmiş ve Erayın firmasını hem Türkiyede, hem Rusyada takibe başlatmıştı.
Uzun bir süre çok fazla bilgi edinememişti. Ancak bugün aldığı bir fotoğraf Çağları şok etmişti. Burada Erayı takip eden adamlarının Borsa restoranda çektiği fotoğraf kendisine ulaştığında gözlerine inanamamıştı. Eray ile Gürkan birlikte yemek yiyorlardı. Bunun tesadüf olma veya arkadaşça bir yemek olduğunu düşünmek biraz saflık olurdu.
Kardeşi gibi düşündüğü Gürkanın bilgi sızdırdığı alenen ortataydı. Önce çok üzülmüş, sonra çok sinirlenmişti. Demek Rusyadaki işi kaybetmesinin altında Gürkan vardı.
Gürkanın neden bunu yaptığını sorguladı kendince. Mutlaka ana nedeni para olmalıydı, projenin büyüklüğüne bakılacak olursa alabileceği komisyon anlaşılan Gürkanın başını döndürmüştü.
Bundan sonra ne yapmalıydı? Bu işi tekrar geri çevirmenin yolu mutlaka vardı ama bu saatten sonra bunu başarabilir miydi? Gürkan ile ne yapacaktı?
Bu arada telefonu çaldı, arayan Doruktu. Kısaca Ali ile yaptığı görüşmeyi aktarmıştı, yakında Alinin arayacağını düşündüğünü iletti. Sinem ile de konuşursa iyi olacağını söyledi.
Sinem ile zaten konuşmuştu, en azından Alinin sağlığı yerindeydi, kızgınlığı da mutlaka geçecekti. Şu anda en büyük sorun Gürkandı. Ne yapacaktı Gürkanla? Bundan sonra ona asla güvenemezdi, bir çıkış yolu bulmalıydı.
****
Sinem Alinin Bangkokta olduğunu öğrendikten sonra oldukça rahatlamıştı. Aliyi özlediğini fark etti ama sabırlı olmalıydı, Ali eninde sonunda gerçeği öğrenecekti, kendisini ararsa bütün olan bitenleri Çağların Aliyi nekadar sevdiğini, Çağları nereden tanıdığını, nasıl bu noktalara geldiğini anlatacaktı. Alinin bunu anlaması gerekiyordu. Şu anda yapılacak tek şey Alinin kendisini aramasını beklemekti.
****
Eray eve geldiğinde keyfi yerindeydi. Rusyadaki firma ile artık imza aşamasına gelmişti. Gürkanın verdiği bilgiler doğrultusunda Çağların firmasını ekarte etmeyi başarmıştı. Gürkan gerçekten iyi iş çıkarmıştı.
Bu sırada telefonu çaldı. Arayan numara kayıtlı bir numara değildi.
- Ben Eray, kiminle görüşüyorum?
- Merhaba Eray.
Eray önce çok şaşırdı. Bu kadar zaman sonra bu sesi duyacağını hiç sanmıyordu.
- Beste?? Sen misin?
- Evet Eray, sesimi unutmamışsın bakıyorum.
- Unutmadım evet, hayırdı, bu kadar yıl sonra beni aramak aklına nereden geldi.
- Başım dertte, polis beni arıyor ve ben bulunmak istemiyorum, bana yardım edebilecek tek insan sensin.
- Başının dertte olduğunu biliyorum, çünkü polis beni de sorguluyor, nasıl böyle bir şeye bulaştın Beste. Nerelerdeydin? Ne yaptın ve benden tamn olarak ne yapmamı istiyorsun?
- Bana sahte bir pasaport, kimlik ve biraz da para temin edebilirsen bu dertten kurtulacağım Eray. Bir daha dönmemek üzere Türkiyeden ayrılacağım ve bu olayları arkamda bırakacağım.
- Beste, bu cinayetler ile ilgin var mı?
- Hayır, kesinlikle benim bir ilgim yok ama ..
- Ama ne?? Eğer bir ilgin yoksa neden kaçıyorsun, neden bu sahte kimlik ve pasaporta ihtiyacın var, git polise ve olan biteni anlat, suçun yoksa zaten sorun olmayacaktır. Bana gerçeklri anlatmıyorsun ve sen anlatmadıkça ben sana yardımcı olamam.
- Eray, sana şu kadarını söyleyeyim, bilmemen senin açından daha iyi, bu söylediğime inan, gerçekten cinayetler ile benim şahsen bir ilgim yok ancak polis beni bulursa benimle birlikte bazı kişilerin de canı yanacak ki belki buna sen de dahil olabilirsin.
- Nasıl benim başım dertte olabilir ki? Benim bu cinayetler ile uzaktan yakından bir ilgim olmadı.
- Öyle mi? Aşkın ile birlikteliğin, Aşkının öldürülmesi, polisin bu konuda seni rahat bırakacağını mı sanıyorsun?
Eray Bestenin söylediklerini duyunca gülümsedi.
- Bu konuda son derece rahatım, bir polis kadın gelip bana bu konuda bir çok soru sordu ve ben hepsini yanıtladım. Benim saklanacak bir şeyim yok, o yüzden son derece rahatım Beste.
- Bence yanılıyorsun, polis seni rahat bırakmayacaktır, özellikle beni bulurlarsa çok daha fazla rahatsız edileceksin.
- Ne demek istiyorsun?
- Benim ortadan yok olmam lazım, sadece bunu söylüyorum, bu cinayetleri ben işlemedim ama kurulan bir planın içinde istemeden rol aldım Eray. Bu yaptıklarımla gurur duymuyorum ama o anda yapmam gerekeni yaptım ancak gerçekten olayların bu boyutlara geleceğini asla tahmin edemedim. Şimdi de oyundan çıkmak istiyorum ve bunun tek yolu da ortadan kaybolmam.
Eray Bestenin anlattıklarından çok fazla bir şey anlamadı, ne oyunu, ne planı olduğunu sorgulaması gerekipğ gerekmediğine de karar veremedi. Aslında Bestenin istediğini yapmak çokta zor değildi. Bu işleri daha önce de yapmıştı, yapabilecek insanları tanıyordu.
- Peki Beste, sana yardımcı olacağım, yalnız kimlik ve pasaport için fotoğraf lazım, bana fotoğraflarını ulaştırırsan en kısa zamanda ayarlamaya çalışırım.
- Fotoğrafları sana gönderdim, şu anda elinde olmalı. Bir kontrol eder misin lütfen?
Eray, posta kutusundan aldığı zarfları kontrol etmeden masının üstüne bırakmıştı, gidip kontrol etti. Zarflardan bir tanesinin üzerinde bir şey yazmıyordu, açtığında Bestenin vesikalık çekilmiş altı tane fotoğrafını buldu.
- Tamam gelmiş, peki sana nasıl ulaşacağım, bu telefon sana mı ait.
- Komik olma Eray, bu ankesörlü bir telefon, sen ne zaman ayarlayabilirsin bunları?
- Şimdi konuşurum, sanırım birkaç güne hazır olur.
- Tamam o zaman ben seni yarın akşam tekrar ararım, hazır olursa nasıl alacağımı söylerim. Teşekkür ederim Eray.
Beste telefonu kapattıktan sonra Eray uzun bir süre düşündü, Bestenin yaklaşımı aslında canını sıkmıştı, sanki kendisini de bu planların içine sokabilecek bilgilere sahip gibi konuşuyordu. Aşkın ile ilgili bütün fotoğraf ve bilgileri yok etmişti, acaba Aşkının kendisinin de bilmediği başka fotoğraf ve bilgileri mi vardı. Nasıl bir oyun oynanıyordu, bu konuda hiçbir fikri yoktu.
Bölüm 41
- Hoş geldiniz Dilara Hanım.
- Hoş buldum Doruk Bey.
- Nasıl yardımcı olabilirim size?
- Sanırım depresyondayım, birileir ile konuşmaya gereksinim duyuyorum, bir arkadaşım sizi tavsiye etti.
- Kimdir arkadaşınız? Sormam da bir mahsuru var mı?
- Nisan Hanım, o da bir süre önce sizinle görüşmüş sanıyorum, sizden sonra oldukça düzeldi, yaşama daha bir sıkı sarıldı, benim de dertlerimi bildiği için sizinle görüşmem için çok ısrar etti ve işte, karşınızdayım.
Dilara, 40lı yaşlarda bir kadındı. Oldukça güzel gözlere sahipti. Orta boylu ve balık etli bir kadındı. Hatta biraz balık eti üstünde denilebilirdi.
- Teşekkür ederim hem Nisan Hanıma tavsiyesi için, hem de sizin bu tavsiyeye uyup bana geldiğiniz için, elimden gelen yardımı yapacağımdan emin olabilirsiniz. Neden depresyonda olduğunuzu düşünüyorsunuz?
- Geceleri uyuyamıyorum, yerlerde sürünerek yatağa gidiyorum, insanlara hiç güvenim kalmadı, kimseyle görüşmek istemiyorum, çocuklarıma ilgim minimum düzeye indi: Sadece kendimi değil, etrafımı da üzüyorum. Mecbur kalmadıkça evden dışarı çıkmıyorum.
- Ne zamandır bu böyle devam ediyor?
- Neredeyse bir yıldır.
- Peki son bir yıldır, bunları yaşamadan önceki yaşamınız hakkında konuşmak ister misiniz? Hatta arzu ederseniz hayatınızı anlatın bana, en başından, belki o zaman bu noktaya nasıl geldiğinizi anlamamız mümkün olabilir.
- Nasıl isterseniz, aslında çok genç evlendim, on sekizimi bitirir bitirmez. Aşık olmuştum ve ailemin tüm karşı çıkmasına rağmen evlendik, bir sene sonra bir oğlum oldu, her şey baştan çok iyiydi, eşimle de her şey güzel gidiyordu. Birlikte reklamcılık ile uğraşıyorduk. Evliliğimiz ve çocuğumuz bize uğurlu geldi, işlerimiz açıldı ve hızlı bir şekilde büyümeye ve para kazanmaya başladık. Tabi bu iş ve çalışam temposu bir de çocuk bizi biraz birbirimizden uzaklaştırdı, bununla birlikte sosyal yaşamımız da değişmeye başladı. Birkaç yıl sonra işimiz artık oturmuştu ve gelir düzeyimiz artmış, elemanlarımız artmıştı. Ancak bu olayın bizim evliliğimize yansıması aynı derecede başarılı değildi. Eşim artık kendisini tamamen işe vermişti, geç geliyor ve çok sık seyahat ediyordu. Bense eskisi kadar işe gidemiyordum. Değişimin getirdiği sosyallikten ve eşimden açıkçası hiç şüphelenmedim. Ta ki Antalyadan bir arkadaşım arayıp, Tahsinin yani eşimin, bir kızla birlikte barda eğlenirken gördüğünü söylediği ana kadar.
- O andan sonra
- O an beynimden vurulmuşa döndüm, böyle bir şeyi beklemiyordum. Ancak yine de mantıklı davranmak istedim, öfkeyle kalkmanın bir anlamı yoktu. Tahsin eve döndükten sonra bunu kendisine sorduğumda inkar etmedi, sadece bunun duygusal bir birliktelik olmadığını, alkolüyken parayla birliktelik yaşadığını ve özür dileyerek bir daha böyle bir şeyin olmayacağını söyledi.
- Sonra..
- O gece uzun zamandır konuşmadığımız kadar konuştuk, ikinci çocuğu istediğini söyledi, ben düşünmüyordum ama ne yaptı etti beni ikna etti. O geceden sonra bana karşı eski Tahsin oldu, eskisi gibi seviştik ve ben hamile kaldım, ikinci çocuğumu doğurdum. Ancak tahmin edeceğiniz gibi en başta her şey güzel, mutlu giderken bir süre sonra eşim tamamen evden koptu. Ben de artık işe gitmiyordum, sen evden çalış diye eve bir PC getirdi ve ben evden çalışmaya başladım. Ancak o kadar yalnızdım ki, çalışmanın yanında İnterneti keşfettim. Sohbet odaları, çöpçatan siteleri, sohbet programları derken ben de Tahsini unuttum. Ne yaptığı, ne zaman yaptığı çok umurumda değildi artık. Bilgisayarın başında kendime oyunlar yarattım, sohbet odalarında bazen şuh kadın oldum, bazen iş kadını oldum, bazen genç kız, bazen olgun kadını oynadım, benim için oyundu ve zaman geçiriyordum.
- Peki eşinizin bundan haberi var mıydı?
- Eşim benim meşguliyetimden son derece mutlu gözüküyordu.
- Siz de mutluydunuz sanırım.
- Öyle sanıyordum, bu arada eşim tamamen değişmişti. Giyiminde tutun da yaklaşımlarına kadar, artık birlikte de olmamaya başlamıştık, ben de bunu aslında çok umursamamaya başlamıştım.
- Eşinizin bu arada başka ilişkileri oldu mu, ya da bu konuda siz bir şey duydunuz mu?
- Mutlaka olmuştur ama artık umursamıyordum, ben kendi hayatımdan kendimce mutluydum. Sonra birisi ile tanıştım nette, en baştan kısa kısa sohbet ederken, artık zamanımın büyük bölümünü onunla sohbette geçirmeye başladım. Mutlu bir kadını oynamayı seviyordum ancak bu kişi benim mutluluk oyunu oynadığımı anladı ve beni sürekli bu oyundan vazgeçirmeye ve gerçekler ile yüzleşmeye itti.
- Ama siz bu gerçekleri görmek istemiyordunuz
- Evet, çünkü gerçekleri gördüğünüzde bir şeyler yapmanız lazım ve ben o hareketi yapacak cesarete sahip değildim. Sonra, bu kişiyi çok merak etmeye başladım. Sonunda da görüşme teklifini kabul ettim. Uzun zaman sonra ilk defa birisiyle dışarıda buluşacaktım.
- Peki bu kişiye karşı bir duygusal bağınız oldu mu, en azından yazışırken ne düşünerek yazışıyordunuz? Arkadaş? Sevgili?
- Aslında en başta arkadaştı, o da arkadaşça yaklaşıyordu, ama buluştuktan sonra ben farklı duygular içine girdim, kendimi kaptırdım ama o buna izin vermedi. Amacının böyle bir şey olmadığını belirtti.
- Bu siz de bir hayal kırıklığı yarattı mı?
- Aslında yaratmaması gerekirdi ama yarttı. Beğenilmediğimi düşündüm.
- Bunu ona söylediniz mi?
- Hayır, bu konuda açık davranamdım, şu ana kadar size anlattığım olayları onunla da paylaştım, zaten bir çoğunu biliyordu, daha fazla detaylar sordu, kendince açıklamalar yaptı, benim korkularımın doğru olmadığını, yaşamaya devam etmem gerektiğini söyledi. O konuşurken çok mantıklı gelen şeyler, ben evime döndüğümde benim için zor ve neredeyse olanaksız olan şeyler gibi geliyordu bana.
- Görüşmeye devam ettiniz mi bu kişiyle?
- Evet birkaç kez daha görüştük ama dediğim gibi aramızda bir şey olmadı, o elektriği yakalayamadık ama artık bu görüşmeler sonunda benim kendime olan güvenim geldi. Üniversite mezunuyum, reklamcılık sektörünü biliyorum, mali durumum da fena sayılmaz, acaba kendim bir şeyler yapabilir miyim diye düşünmeye başladım. Evliliğim bitmişti, bunun farkındaydım ama farkında olmadığımı düşünmek hoşuma gidiyordu. Sonunda eşimle konuşmaya karar verdim. Düşüncelerimi açıkladım ve ne düşündüğünü sordum. Çok haklı olduğumu, aynı şeyleri hissettiğini, boşanmanın en doğru karar olduğunu ama çocukları için her şeyi yapabileceğini söyledi.
- Bu sizi şaşırttı mı?
- Tabiî ki, ben farklı çözümler sunabilir diye düşünüyordum, meğer o dünden razıymış. Sonuçta hemen boşandık, mali açıdan da bizi rahat ettirecek bir gelirle evliliğim noktalandı. İki çocukla ve işsiz olarak kaldım ancak bu zaten hazır olduğum bir şeydi.
- Arkadaşınıza bunları ilettiniz mi?
- Evet, ama ben bunları ilettikten sonra aramızdaki bağ zayıfladı ve bir süre sonra da koptu, onun amacı benimel birlikte olmak değildi, beni kadın olarakta beğendiğini sanmıyorum, bir daha hiç aramadı, ben de onu aramadım.
- Sonra
- Sonra ben yaşama atıldım, iş yeri kurdum, elemanlar aldım, çocuklarımında bakım ve eğitimini üstlendim. İşlerim de oldukça iyi gidiyordu. Büyük bir firma bize güzel bir iş verdi, o firma ile toplantılar yaparken, bir toplantıya firma sahibinin oğluda girdi, birbirimizi ilk defa görüyorduk. Ben 36 yaşındaydım o zaman, o ise 31. Hani ilk görüşte aşk denir ya, aynen öyle oldu. Ve o toplantıda birbirimiz gördüğümüz andan altı ay sonra evlendik. Benim için ikinci bahar gibiydi, inanılmaz bir ilişki, hayatımın en mutlu günlerini yaşadım.
- Yaşadım artık yaşamıyorsun yani
- Evet yaşamıyorum, çünkü geçen sene boşandık.
- Nedeni neydi? Çocuklar, işiniz, aileler, ?
- Ana nedeni neydi biliyor musunuz? Çocuk.
- Çocuk derken
- Mert çok temiz, çok ahlaklı ve çok seven birisiydi ancak çocuk istiyordu. Çocuk onun için her şeydi. Ancak bir türlü olmadı. Çocuk yapabilmek için elimizden gelen her şeyi ama her şeyi yaptık, üç kez aşılama yönetimi, tüp beden denemesi ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı ve bu çocuk olayı bizi kopardı. O sevdiğim adam gitti, yerine bambaşka birisi geldi ve götüremedik, onun isteği üzerine boşandık, bu tam bir sene önce oldu ve ben o gün bugün bu haldeyim. İşte yaşamım bu.
Doruk, Dilarayı dinlerken depresyon nedeninin ne olduğunu kestirmeye çalışıyordu. Sevginin yaşamdan çıkması mı? Başarısızlık ve karşındaki insanı mutsuz etmenin veya sevdiğin insanın çok istediği bir şeyi yapamamanın getirdiği sıkıntı ve üzüntü mü, yoksa yalnızlık hissi mi? Aslında koyduğu ilk teşhis doğru gibiydi. Bunun üzerine yürümeye kadar verdi.
- Dilara Hanım, yaşamınız gerçekten çalkantılı geçmiş, mutluluk ve mutsuzlukları birlikte yaşamışsınız. İki evlilik, iki çocuk. Sevgi dolu bir insansınız, bu da çok ortada. Depresyonun devreye girdiği en önemli an sevginin ve kendinize güvenininiz kaybolduğu andır. Siz istemedikten sonra depresyona girmezsiniz, giremezsiniz. Gücünüzün eksildiği anda, en zayıf noktanızda sizi yakalar ve yien siz istemedikten sonra sizi bırakmaz.
Dilara dikkatle dinliyordu.
- Önemli olan şey, üç soruya içtenlikle ve doğru bir şekilde, kendi kendinize yanıt vermenizdir. Ben sorduğumda bana verdiğiniz yanıt çok önemli değil. Bana istediğiniz veya benim hoşuma gideceğini düşündüğünüz bir yanıt verebilirsiniz, ben de bunu çok beğenirim ama bu yanıtlaın size hiç bir faydası olmaz. O yüzden kendinize şu üç soruyu sormanız gerekiyor. NE DURUMDAYIM? Öncelikle kendi kendinize bunu tespit emeniz lazım. Ne durmdasınız? Mutsuz, yıkılmış, sevgisiz, başarısız, sıkkın, vs yani durumunuzu mutlaka ortaya koymanız gerekiyor. Bu bundan sonraki soruların temeli, yani temeli ne kadar sağlam kurarsanız, sonraki adımları o kadar sağlıklı atarsınız. Hani teşhis ve tedavi gibi, yanlış teşhis, yanlış tedaviler getirir ve sağlıklı olmaz. Diyelim sordunuz bu soruyu kendinize ve yanıtlarınız da verdiniz. Güzel. Sonraki soru NE İSTİYORUM? Evet, ne istiyorsunuz? Sağlık, sevgi, aşk, mutluluk, çocuk, para, vs sizi en mutlu edecek şeyler neler, bunların tespitini yapmanız lazım, burada çekingen değil tam tersi mümkün mertebe yaratıcı olmanız gerekiyor, bunu da tamamladınız. Son soru İSTEDİKLERİME NASIL ULAŞABİLİRİM? İşin en zor ama en keyifli tarafı burası. Nasıl? Neyle? Ne zaman? İşte sizin hareket planınız burada yatıyor. Burada ütopik şeyler isterseniz başaramazsınız. Arzu ettiğiniz, mutlu olacağınız şeyler ulaşılabilir olmalı. Örneğin, hiç İngilizce bilmeden bir mühendisin ben Microsfoftta çalışmak istiyorum demesi gibi bir şey. İstenilen şey buysa ona göre aksiyon planı almalısınız. Ulaşılamayacak istekler her zaman mutsuzluk ve hayal kırıklığı yaratır. Beklentilerinizi elde edebileceğinizi düşündüğünüz hayl ve isteklere göre kurmalısınız. Ben Fatihin göbeğinde oturuyorum ama mini etek giyip dolaşmak istiyorum gibi bir istek gerçek olamaz. Çünkü çevre koşulları ve yaşadığınız yer buna uygun değildir. Eğer gerçekten mini etek giymek istiyorsan ve bu seni mutlu edecekse, o zaman o koşulları sağlayacak olankalrı değerlendirmeli, belki kalkıp Ulusta yaşamalısınız. Yani sadece istemek değil, elde edebileceğiniz şeyleri istemek ve gerçekleştşirmek sizi mutlu edecektir.
- Anladım Doruk Bey ama bu konuyu benimle nasıl bağdaştıracağınızı tam çıkaramadım.
- Siz şu anda kendinizi bir bilinmeyenin içine bırakmışsınız. Hatta bu şekilde yaşamak neredeyse hoşunuza gidiyor, çünkü siz kendiniz bu durumdan şikayetçisiniz ama çözüme doğru gitmek istemediniz. Siz kendiniz bir araştırmaya girmediniz, benim birileri ile konuşmaya gereksinmem var demediniz, sizi bana bir arkadaşınızın ısrarlı tavrı getirdi. Demek ki siz şu anda kendinizde böyle bir sorun görmüyorsunuz.
- Olur mu, görmesem burada ne işim var Doruk Bey?
- Ben de onu anlatmaya çalışıyorum Dilara Hanım, siz çözümü benim karşımdaki sandalyeye oturduğunuz anda gitme kararı aldınız, eminim bana gelirken sizin durumunuza çok faydalı olamayacağımı düşünüyordunuz, nasıl sizin yaşadıklarınızı anlayabileceğimi hatta belki de anlayamayacağımı düşünüyordunuz.
Dilara bu sözleri dinlerken gülümsedi.
- İtiraf ediyorum ki evet, yani yaşayan benim, size ne kadar anlatabilirim ve siz beni ne kadar anlayabilirsiniz, açıkçası bu konuda tereddütlerim vardı.
- Çok normal, ben sizin 40 yılda yaşadıklarınız, burada bir saatte dinliyorum. İşin açıkçası sizi dinlerken bana anlattıklarınızın yanında sizi tahlil etmeye çalışıyorum, bu da benim işim, olayları anlatışınız, mimikleriniz, çıkışlarınız, inişleriniz hep bana bir takım mesajlar veriyor. Ben anlattıklarınızdan çok vücut dilinizden aldığım mesajları izliyorum. O yüzden size tavsiyem şu, bence buradan çıkınca elinize bir kağıt kalem alın. Sorduğum bu üç sorunun yanıtlarını hazırlayın ve unutmayın ki, en son soru yani NASIL ulaşabilirim tamamen sizin elinizde olan bir şey. Ne istediğinizi ve nasıl ulaşacağınızı ben size söyleyemem, tavsiyelerde bulunurum ama asla ne yapacağınızı size söylemem, söyleyemem. Siz ne istediğinizi bilip ona göre hareket planı çıkarmak zorundasınız.
- Anladım, pekş bunları sizinle paylaşmam gerekiyor mu?
- Arzu ederseniz tabi, oturur verdiğiniz yanıtların üzerinden geçeriz. Bu üç soruya yanıtınızı, bir parkta veya boğaza karşı bir yerde, yani kendinizin mutlu olacağı bir yerde vermenizi tavsiye ederim. Evinizde veya mutsuz olduğunuzu düşündüğünüz bir yerde hazıramayın. Hepsini bir kere de yapmayı veya bitirmeyi düşünmeyin, çünkü bu sizin artık yaşam yol haritanız, acele etmeden ve huzur içindeyken yapın bunu.
- Peki Doruk Bey, dediğinizi ayapacağım. Nisan haklıymış, gerçekten şu anda bile kendimi çok daha iyi hissediyorum. Ben bu sonuçları hazırladıktan sonra tekrar sizinle görüşmeyi çok arzu ederim.
- Ne zaman isterseniz, artık numaramızı biliyorsunuz, Aysel Hanımla görüşürseniz size randevu konusunda yardımcı olacaktır. Çok teşekkür ederim, haberlerinizi bekliyorum.
- Ben de teşekkür ederim.
Dilara Hanım kalktı, el sıkıştılar, Doruk Dilara Hanımı kapıya kadar yolcu ettikten sonra döndü, Dilara hakkındaki notlarını yazmaya başladı. Bitirdiğinde saat altı olmuştu, yavaş yavaş toparlanmalıydı, sekizde Buse ile buluşacaktı.