Bölüm 33

 

Trafik ışıklarında birbirlerini bekleyerek Cihangir’de Buse’nin evine kadar geldiler, Buse her zamanki yerine park etti, Doruk’sa biraz ilerisinde bir yer buldu. Buse arabasının kapısını kilitledikten sonra Doruk’un gelmesini bekledi. Şimdiye kadar bu eve hiç bir erkek arkadaşı gelmemişti. Bunun verdiği heyecana engel olamıyordu. Doruk yanına geldiğinde birlikte merdivenlerden çıkmaya başladılar. Beş katlı apartmanın en üst katıydı Buse’nin evi. Her ikisi de kapı önüne geldiğinde nefes nefese kalmışlardı

 

Buse evi nasıl bıraktığını anımsamaya çalışıyordu, genelde düzenli bir insan olduğu için çok dağınık bırakmadığına emindi, belki bir kaç ufak tefek şey salonda olabilirdi.

 

Kapıyı açıp içeri girdiler, Doruk ayakkabısını çıkardı ancak Buse’nin vereceği bir terliği yoktu, Doruk salona ilerledi. Çok büyük olmayan ve tertemiz bir salondu. Basit eşyalar ve kocaman bir kitaplık vardı, cam kenarına bir PC konmuştu.

 

Buse arkasından geldi.

 

-         Ne içersin? Sıcak bir şey mi yoksa şarap, votka, viski tarzı bir şey mi?

-         Sen ne içeceksin, sana eşlik edeyim.

-         Hımım, ben kırmızı şarap içerim sen de katılırsan.

-         Tamam, ben hazırlayayım mı? Nerede içkiler ve bardaklar.

-         Güzel olur, sen şarapları hazırla, ben de peynir falan hazırlayayım, terasta içeriz istersen.

 

Teras fikrini söyler söylemez pişman oldu, gerçi saat daha erkendi ama terasından seyrettiği cam aklına gelince kızardı, içinden inşallah Doruk ile konuşurken bir şey olmaz diye dua etti.

 

Doruk, içki dolabının orada yerde duran şaraplara baktı, favori şaraplarından Yakut’u görünce hiç düşünmedi, çekmeceden de tirbuşonu buldu ve açtı, kadehe bakındı, alttaki büyük dolapta yan yana duran şarap kadehlerinden iki tanesini aldı ve şarabı koyduktan sonra terasa doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada mutfakta Buse’nin peynir kestiğini gördü. Ona fak ettirmeden bir kaç dakika Buse’yi seyretti.

 

Terasta bulunan sandalyelerin yanına içeriden bir sehpa buldu ve şarap kadehlerini üstüne koydu, kendisi de sandalyenin birisine oturdu ve etrafı seyretmeye başladı. Manzara enfesti. Özellikle boğaz ve deniz araçları çok güzel gözüküyordu, hafif bir esinti vardı.

 

Bu sırada Buse’de terasa geldi, elindeki peynir tabağını sehpaya koydu, yan tarafına iki tane de çatal koymuştu. Oturduktan sonra bir süre konuşmadı, sonra kadehini eline aldı ve Doruk’a döndü.

 

-         Hoş geldin fakirhaneme, umarım her şey yoluna girer Doruk, sağlığına diyelim.

-         Teşekkür ederim misafirperverliğin için, dostluğun için ve hepsinden önemlisi yaptıkların için Buse, iyi ki varsın.

 

Kadehlerini tosladıktan sonra ikisi de birer yudum içip, birer parça peynir attılar ağızlarına. Manzara o kadar etkiliydi ki, hiç konuşmadan aynı hazzı alıyorlardı.

 

-         Sevgilin şimdi gelse ve beni burada seninle şarap içerken görse, bir şey demez mi?

 

Doruk aslında bu soruyu uzun zamandır sormak istiyordu ama doğru yer ve zamanı bir türlü bulamamıştı. Bu kadar güzel bir kızın sevgilisi olmama olasılığını pek düşünemiyordu.

 

-         Eğer sevgilim olsaydı, sen şu anda burada olamazdın Doruk bey. Ben hala biraz geri kafalıyım sanırım.

 

Buse bu yanıtı verdikten sonra yanaklarının kızardığını Doruk’un görmemesi içi başını çevirdi. Doruk mesajı anlamıştı.

 

-         Anladım, bu konuya bir daha girmeyeceğime emin olabilirsin.

-         Anlayışına teşekkür ederim.

 

Bu arada Buse, kalktı, içeriye gitti. Döndüğünde elinde otuza yakın fotoğraf vardı.

 

-         Serpil’in evindeki gizli bölmede ancak bu kadar fotoğraf bulabildim Doruk, bazıları eski ama yeniler de var içlerinde, burada mı bakalım, yoksa içeride mi?

-         İstersen içeride masanın üzerine dizip bakalım, daha rahat olmaz mı?

-         Tamam, ben masanın üzerindekileri alayım hemen.

 

Şarap kadehlerini de alarak masaya doğru ilerlediler, Buse masanın üstündekileri boşalttı. Teker teker fotoğrafları masaya dizmeye başladılar. Otuzu birden bittikten sonra bir nefes alıp, şaraplarından birer yudum daha aldılar.

 

Doruk daha sonra fotoğrafları teker teker incelemeye başladı. Çocukluk fotoğrafları, bir kaç aile fotoğrafı, okul fotoğrafları derken, bir fotoğrafta dondu kaldı, eline aldı, tekrar baktı.

 

Buse, Doruk’un o fotoğrafa gelince ne yapacağını merak ediyordu.

 

-         Buse, bu fotoğrafa büyütme şansımız var mı?

-         Dur ben de büyüteç olacak, onu getireyim.

 

Buse salonda kitaplığın alt çekmecelerinden oldukça büyük bir büyüteç getirdi. Doruk, büyüteç ile tekrar fotoğrafa baktı, gözlerine inanamadı. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi?

 

-         Buse, ben bu fotoğraftaki adamı tanıyorum.

-         Kim Doruk o?

-         Eğer yanılmıyorsam bu adam Eray, ama Eray’ın Serpil ile nasıl bir bağlantısı olabilir.

 

Buse aslında Doruk’un Eray’ı tanımasına biraz şaşırmıştı, o da fotoğraflara ilk baktığında Eray’ı fark edememişti, daha sonra uzun uzun incelediğinde Beste ile evlendikleri günde çekilen bir fotoğraf bulmuş ve orada Eray’ı görmüştü. Zaten Beste’yi aradığı sırada Eray ile irtibata geçmeyi denemiş ancak Eray’ın yurt dışında oluşu nedeniyle bir türlü irtibat sağlayamamıştı.

 

-         Doruk sormak zorundayım, anımsadığım kadarıyla sen Beste hakkında hiç bilgim yok demiştin. Hatta Amerika’dan döndükten sonra onu hiç görmediğini ve hiç konuşmadığını söylemiştin. Peki, Eray’ı nereden tanıyorsun? Yani hiç görmediysen ve bilgin yoksa Eray’ı hem de bu fotoğrafta tanıman biraz garip değil mi?

 

Doruk bu soruya hemen yanıt vermedi, oldukça düşünceli gözüküyordu.

 

-         Aslında sana söylediklerimin hepsi doğru Buse, yalan söylemedim, sadece Beste evlendikten sonra ortak arkadaşlarımızdan birisi bana bir kaç fotoğraf gönderdi. İnan bana hiç önemi olmadığı için tamamen aklımdan çıkmış bu ayrıntı. O zaman duygusal olarak çöküntü yaşadığım bir dönemdi ve bu adamın yüzü beynime kazındı. İstanbul’a döndükten şu ana kadar onu hiç görmedim, ne onu, ne Beste’yi, inan bana.

 

Buse Doruk’un yüzüne baktı, doğru söylediğine inanmak istiyordu.

 

-         Peki, sence bu fotoğrafta Eray’ın ne işi var Doruk? Serpil ile bu kadar yakın olması, sanki sana oynanan oyunun baş aktörü Eray olabilir mi?

-         Bunu açıkçası ben de düşünüyorum. Baksana olayların gelişimine, Beste benim hayatımda ama birden yok oluyor, Eray ile evleniyor. Dönüyorum burada çalışmaya başlıyorum, bir süre sonra hayatıma Serpil giriyor ama öldürülüyor, onun önceki yaşamında yine Eray var. Beste ortalarda yok. Bütün her şey sanki Eray’ı işaret etmiyor mu? Sen ne düşünüyorsun?

 

Bu arada masada eğilmiş durumda hem fotoğraflara bakıyorlar, hem sohbet ediyorlardı. Doruk Buse düşünürken gözleri farkında olmadan Buse’nin göğüslerine kaydı. Buse farkında değildi ama masaya öyle eğilmişti ki, gömleğinin açık yakasından göğüs vadisi tamamen gözüküyordu. Farkında olmadan tahrik olduğunu hissetti. Gözlerini kaçırdı. Buse Doruk’un bakışlarını yakalamıştı ama düzelmek için bir harekette bulunmadı.

 

-         Yarın sabah ilk işim Eray’ın ofisini ziyaret etmek olacak. Diğer fotoğraflara baktın mı? Var mı başka bana söyleyebileceğin bir şeyler?

 

Doruk, tekrar Buse’ye doğru baktı, Buse’nin yanakları kızarmıştı ve hala aynı durumda durduğu için bakarken göz hareketlerine engel olamıyordu.

 

-         Baktım, başka tanıdık göremedim. Acaba benim bilgisayarımdaki hasta bilgilerini çalan, hastalarıma karşı beni zor duruma düşüren, Çağatay ve Serpil’i öldüren veya öldürten kişi Eray mı? Ama neden böyle bir şey yapsın Buse, ben Eray’ı hayatım boyunca hiç görmedim ki, neden bana karşı böyle bir komplo kursun ki? İşte bunu anlayamıyorum.

 

Doruk’un gözlerini göğüslerinden kaçıramadığının farkındaydı Buse, bu şekilde onu tahrik etmek neredeyse hoşuna gitmişti ama buna bir son vermeliydi. Doğruldu.

 

-         İşte ben de bunu bulmaya çalışıyorum Doruk, şu anda somut bir delil bulduğumuzu düşünüyorum. Eray’ı en kısa zamanda sorgularsak, mutlaka yeni bir takım bilgiler edineceğimiz gün gibi aşikâr. Dediğim gibi yarın bununla uğraşacağım.

 

Doruk, Buse’nin bu yaklaşımından artık gitmesi gerektiğini anladı. Kadehindeki son yudumu aldı.

 

-         Ben artık kaçayım Buse, umarım yarın Eray’ın sorgulamasını yapabilirsin de bir ilerleme kaydedebiliriz.

-         Nasıl istersen Doruk, geldiğin için teşekkür ederim.

 

Doruk kadehini masaya bıraktı, kapıya doğru gitti, ayakkabılarını giyerken Buse’de uğurlamak için kapıya kadar geldi. Doruk hazırlandıktan sonra Buse’ye döndü ve elini uzattı. Buse’de elini uzattı ve Doruk’a yaklaştı, Doruk Buse’yi yanaklarından öpmeyi düşünürken, dudaklarından öptü, Buse geri çekilmedi ama karşılıkta vermedi. Doruk kafasını geri çekip Buse’nin gözlerine baktı, Buse de gözlerini kaçırmadı, Doruk bir kez daha Buse’yi dudaklarından öptü. Buse bu sefer karşılıksız kalamadı, dudaklarını araladı, önce dudakları, sonra dilleri buluştu, birbirlerine sarıldılar. Doruk öpüşmenin heyecanından yakaladığı ereksiyonunu Buse’ye hissettirmeye başladı. Buse nerede durması gerektiğine karar veremez duruma gelmişti ama dur demeliydi. Doruk’un ellerini göğüslerinin üstünde hissettiğinde sesini çıkarmadı ama Doruk ellerini aşağıya doğru indirdiğinde öpüşmeyi durdurdu ve kendisini geri çekti. Doruk bir an ne olduğunu anlayamadı.

 

-         Özür dilerim çok mu ileri gittim?

-         Hayır hayır senin hatan değil, ben hatalıyım Doruk.

-         Lütfen yapma Buse, burada hata yok, yanlış bir şey mi yaptım? Lütfen konuş benimle.

 

Buse ne diyeceğini bilmiyordu, “ ben hala bakireyim ve kimseyle sevişmedimi “ bu kadar detaya girmeden nasıl anlatabileceğini bilmiyordu, Doruk’un davranış ve yaklaşımı onun bu durum hakkında hiç bilgisi olmadığı gibi tahmin bile etmediğini gösteriyordu zaten.

 

-         Doruk, demin sana bir şey söyledim, anımsıyor musun?

-         Hangi demin, o kadar çok şey söyledin ki. Benimle lütfen açık konuş Buse. İstemiyorsan beni veya yanlış yaptığım bir şey varsa, bana söylemen yeter, bir daha asla yapmam.

-         Hayır Doruk, bu seninle ilgili değil, benimle ilgili, ya üfff, hani geri kafalığımla ilgili.

 

Doruk o anda ne olup bittiğini anladı. Buse bakireydi ve bu olayı önemsiyordu.

 

-         Düşündüğüm şey mi yani Buse?

 

Buse utanmıştı ve yanıt vermeden başını salladı. Doruk bunun üstüne Buse’yi kendisine çekti, öpmedi, sadece sıkıca sarıldı, Buse bir an ne olduğunu anlayamadı, kendisini de geri çekmedi. O da Doruk’a sarıldı. Doruk Buse’nin kulağına fısıldadı.

 

-         Bilmiyordum ve açık söylüyorum tahmin de etmiyordum, bu çok özel bir şey asla seni yargılamam. Bir daha asla seni bu tarz zor bir duruma düşürmeyeceğime söz veriyorum. Senden çok hoşlanıyorum Buse, bunu biliyorsun. Seni kaybetmek de istemiyorum.

-         Biliyorum Doruk, benim de duygularım benzer ama sana göre zorluklarım var. Ben seni araştırıyorum, sorguluyorum, seninle bir şey yaşayamam, yaşarsam işimden olurum. Bu olay çözülse ve sen şüpheliler listesinden çıksan ve her şey normale dönerse o zaman seninle bunu yaşamayı çok isterim, tabi o zaman sen de istersen ama onun dışında şu yaptığımı dahi yapmamam lazım. Ne olur beni anlamaya çalış.

 

Doruk Buse’yi dudaklarını izleyerek dinledi, hala birbirlerine sarılmış durumdaydılar. Doruk tamam anlıyorum der gibi başını salladı, bu sefer uzun değil minik bir öpücük kondurdu Buse’nin dudağına.

 

-         Tamam, Buse, bu tekrarlanmayacak emin olabilirsin. Her şey için teşekkür ederim.

-         Anlayışın için ben teşekkür ederim Doruk, geri kafalığıma ne olur kızma, ben böyleyim, umarım şu işi bir an önce sonlandırırız da belki o zaman tekrar konuşma şansımız olur.

 

Doruk Buse’yi bıraktı, kapıyı açtı, dışarı çıktı. Buse kapıya yaslanmış vaziyette Doruk’u yolcu etti. Doruk merdivenlerden inerken Buse kapıyı kapadıktan sonra sırtını kapıya yasladı, yaptıklarından pişman değildi, ama daha fazlasına izin veremezdi.

 

Salona geldi, kadehine şarap koydu, terasa çıktı, camı kontrol etti, ışık kapalıydı, Doruk’la yaşadıklarını düşündü, çok tahrik olmuştu ve hala tahrik durumdaydı, banyoya doğru ilerledi, küvetin deliğini kapadı, sıcak suyu açtı, su dolmaya başlarken içine bitkisel şampuanlar ilave etti, su dolmaya başladıkça köpüklenmeye başlamıştı. Yatak odasına geldi, yavaş yavaş üstündekileri çıkartmaya başladı, göğüs uçları dimdik olmuştu, şarabından bir yudum aldı, tamamen çırılçıplak kaldıktan sonra banyoya geri döndü, yavaşça sıcak suyun içine girdi, bu geceyi Doruk ile geçirseydi neler yaşayacağını düşündü.

 

Bölüm 34

 

Doruk eve geldikten sonra hemen uyuyamadı, yolda Ayşen’in gönderdiği mesajı okumuş ve sinirleri yine alt üst olmuştu. Bu olanları ona anlatmanın bir yolu olmalıydı. Ayşen’in mesajına geri döndü.

 

Bu saatte size geri dönebiliyorum, size anlatacaklarım var, lütfen beni dinlemenizi rica ediyorum, eğer ikna olmazsanız ne isterseniz yapabilirsiniz.

 

Mesajı gönderdikten sonra yatağına yatmaya hazırlanırken, telefonun mesaj tonunu duydu.

 

Ne anlatsanız beni ikna edemezsiniz ama size son bir şan vereceğim, şu anda bir arkadaşımla yemek yiyorum, söylemek istediğiniz bir şey varsa, gelin söyleyin.

 

Bu hiç değilse güzel bir gelişmeydi, her şeyi anlatacaktı, hatta gerekirse Ayşen hanımın yanından Buse’yi arar, ondan da teyit ettirirdi. Mesaj yerine telefon etmeyi tercih etti. Ayşen Hanımın numarasını çevirdi, üç, dört, beş. En sonunda telefon açıldı, ses kalabalık ve gürültülü bir ortamdan geliyordu.

 

-         Buyurun Doruk Bey.

-         Neredeyseniz gelmek istiyorum Ayşen Hanım, gelişmeleri size aktarmam lazım, beni dinledikten sonra tüm gerçeği anlayacaksınız, nereye geleyim?

-         Biz şu anda bir arkadaşımla Bebek’te bir cafedeyiz ama buradan çıkacağız, Topkapı’ya nargile içmeye gitmeyi planlıyoruz, sizin daha iyi bir öneriniz var mı?

 

Doruk, daha sakin bir yer tercih ediyordu, en azından sakince bütün olan biteni anlatmak istiyordu.

 

-         Topkapı yerine, sizi Feriye’ye davet etsem, bu saatte orası da güzel olur, deniz kenarı, hem daha sessiz ve sakin olur, ne dersiniz?

 

Doruk, Ayşen’in arkadaşına sorduğunu duyuyordu, arkadaşı ile konuştuktan sonra Ayşen Doruk’a geri döndü.

 

-         Tamam, biz on beş dakika sonra taksiye biniyoruz, trafik ne kadar sürer bilemiyorum ama Feriye’ye geliyoruz. Umarım mantıklı bir açıklamanız vardır Doruk Bey, yoksa sizi Feriye’de herkesin gözü önünde rezil edeceğimden en ufak bir şüphe duymayın. Görüşürüz

 

Telefon kapandıktan sonra Doruk hazırlanmaya başladı. Arabasını almayacaktı, hemen üstün spor bir tshirt geçirdi, altına da jean pantolonunu giydi ve Feriyeye gitmek üzere yola çıktı.

 

****

Ayşen telefonu kapadıktan sonra Ebru’ya baktı.

 

-         Sence bir şans daha vermekle hata mı ediyorum?

-         Hayır, bence tam tersi, diyorum ya sana neden yapsın bunu, hem yapmış olsa, neden seninle tekrar buluşmak istesin? Ne diyecek ki ana tekrar buluştuğunda? Bence doğrusunu yaptın Ayşen.

-         İnşallah öyledir, hadi hazırsan çıkalım mı, merak ediyorum, ne diyecek bakalım.

-         Hazırım, bu arada ben bir lavaboya kadar gidip geleyim, seninle kapıda buluşuruz.

-         Tamam, kapıda bekliyorum.

 

Ebru kalkıp lavaboya giderken, Ayşen hesabı istedi, hesap hemen geldi, çıkartıp ödemesini yaptıktan sonra kapıya doğru ilerledi. Kapıda çocuklar arabası olup olmadığını sordular, hayır yok dedikten sonra Ebru’yu beklemeye başladı. Bir kaç dakika sonra Ebru geldi. Birlikte bir taksiye işaret ettiler. Taksi yanaştı, bindiler ve Feriye’ye doğru yola çıktılar.

 

Bir kaç dakika sonra arkalarından bir adam çıktı, o da bir taksi çevirdi ve öndeki taksiyi takip etmeye başladı. Bu sırada cebinden telefonu çıkardı ve bir numarayı aradı.

 

-         Şimdi yola çıktılar, takipteyim.

 

 

 

****

Sinem’i uyu tutmuyordu, Ali’den hala bir haber yoktu. Çağlar veya Gürkan’da aramamıştı hiç. Ali’nin numarası artık ulaşılamaz numara olmuştu. Çağlar’ı aradı. Çağlar’da Ali’ye ulaşamamıştı, Gürkan ile birlikte aramaya devam ediyorlardı ama Ali şimdiye kadar gittiği yerlerin hiç birinde değildi. Çağlar tanıdığı herkesi aramıştı ama kimse Ali’yi görmemişti. Acaba şu yeni iş yapacağı Erdal ve Müjgan ile mi bağlantıya geçmişti? Anımsadığı Erdal’ın Çorlu’da, Müjgan’ın İzmit’te olduğuydu. Onları bulmaya çalışıyordu.

 

Sinem teşekkür ederek telefonu kapadı.

 

****

Ali, anonsu duydu, birasından son bir yudum aldı, öfkesi hala geçmemişti, belirlenen kapıya doğru ilerlemeye başladı, bu sırada arkasından bir ses duydu.

 

-         Aa Ali bey, merhaba, sizi burada görmek ne güzel.

 

Ali şaşkınlıkla geriye doğru döndü. Karşısında kendisine gülümseyen bir kadın ve bir erkek gördü, önce tanıyamadı ama sonra adamı tanıdı.

 

-         Merhaba Burhan bey, sizi görmekte güzel, hayrola nereye yolculuk?

-         Eşimle Bangkok, işler bu ara biraz durgun, hanım da çok bastırdı hadi bu sene tatil yapalım diye, biz de bu zamanı uygun bulduk, siz de Bangkok sanırım. Bu arada tanıştırmadım sizi, ne kabayım, eşim Güzide. Canım, bu bey de bizim bayiliğini yaptığımız Ayakkabı Dünyasının genel müdürü Ali Bey.

-         Çok memnun oldum Ali Bey, Burhan hep sizden bahseder.

-         Ben de öyle Güzide Hanım, çok memnun oldum.

 

Ali aslında hiçte memnun olmamıştı, şu anda en son istediği şey sohbet etmekti, hele on saati aşacak bir yolculukta iş konuşmak yine sinirlerini hoplatacaktı.

 

Güvenlik kontrolü için sıraya girdiler, Özellikle biraz hızlı hareket etmiş ve Burhan beyler ile arasına bir kaç kişi sıkıştırmıştı. İçeriye girere girmez hiç oturtmadan hemen uçağa almaya başladıklarına oldukça sevinmişti. Uçakta business class bilet aldığı için Burhan Bey ile karşılaşma ihtimali yoktu, geriye dönüp görüşürüz der gibi el salladı, Burhan ve Güzide’de Ali’ye el salladı.

 

Yerine oturur oturmaz etrafını inceledi, yirmi kişilik business class’ta sadece iki yer boştu, bir tanesi de kendi yanıydı, genelde orta yaş grubu insanlar ve iş adamlarından oluşuyordu. Hostes şampanyasını getirdiğinde hemen bir dikişte içip, yenisini istedi. Busines Class seyahat etmenin de avantajı buydu, istediğin kadar içebilme şansın vardı.

 

****

Çağlar artık yorgunluktan ölmek üzereydi, eve geldiğinde hala Ali ile ilgili bir şey bulamamışlardı, muhtemelen bir barda sızıp kalmıştı. Bir telefonun bu noktalara geleceğini tahmin etmesi olanaksızdı, o saatte Ali ile birlikte olacaklarını düşünmemişti. Nereye gittin Ali diye düşündü, nereye kayboldun?

 

****

Gürkan eve geldiğinde Kayra ve Çiğdem uyuyordu. Kayra’yı öptükten sonra yatak odasında soyunmaya başladı, Ali’nin kaybolmasını en sakin karşılayanlardan birisi olmuştu. Yatağa uzanırken Çiğdem uyandı.

 

-         Neler oldu Gürkan?

 

Gürkan gelişmeleri kısaca anlattı, Çiğdem yarısını anladı, yarısını anlamadı ve Gürkan’a sarılarak uykuya daldı. Gürkan kendi kendine gülümsedi ve karısını alnından öptü. Gözlerini kapar kapamaz uyudu.

 

****

Taksi Feriye’de bıraktıktan sonra hemen aşağıya indiler, kapıdaki güvenliği geçtikten sonra bara doğru ilerlemeye başladılar. Doruk orada bekliyordu, Ayşen ile Ebru’nun geldiğini görünce Doruk hemen ayağa kalktı, elini uzattı.

 

-         Hoş geldiniz Ayşen Hanım, merhaba hanım efendi.

 

Ayşen elini uzatmadı ama Ebru uzattı, Doruk Ebru’nun elini sıktı, Ayşen ve Ebru oturdular. Garson geldiğinde Ayşen ve Ebru rakı siparişi verdi, Doruk ise kırmızı şarap ısmarladı.

 

-         Ne söylemek istiyorsanız söyleyin Doruk Bey, çok fazla vaktim yok, sizi kırmadım geldim, son şansınızı bence yeteri kadar iyi kullanın derim.

-         Haklısınız, bütün her şey sanki benim aleyhime gibi ama inanın benim bu olayda en ufak bir suçum yok.

-         Buna inanmamı mı bekliyorsunuz Doruk Bey!!!! Sanırım bu kadar detayı sizden başkasının bilmediğini kaçıncı kez belirteceğim.

-         Ayşen Hanım, bu bilgilerin benden çıktığını inkâr etmiyorum ama çıkaran ben değilim.

 

Ayşen, bu açıklamaya biraz şaşırdı, yani bilgileri verdiğini kabul mü ediyordu? Bunu Ebru’da duymalı ve onaylamalıydı.

 

-         Duydun değil mi Ebru, bilgilerin çıktığı yer benim dedi, buna gerekirse şahitlik edeceksin.

 

Ebru, duymuştu ama Ayşen’in gibi yorumlamamıştı, devamını dinlemek istedi.

 

-         Siz Ayşen’e bakmayın Doruk Bey, lütfen anlatır mısınız bize, neler oluyor?

 

Doruk bunun üzerine, bu işe nasıl başladığını, neler yaptığını ve başına gelenleri sırasıyla anlattı ama en çok bilgisayarının nasıl çalındığını ve bilgilerin sızdırldığı bölümün üstünde durdu.

 

Ayşen önce inanmayı reddetti ama Ebru inanmıştı.

 

-         Ayşen hanım, bu delilli olarak ispatlandı inanın bana, arzu ederseniz bu işle direk ilgilenen polisle konuşturayım sizi, her şeyi doğrulayacaktır, neden ben sizi mahvetmek isteyeyim ki, bana bir tane geçerli neden söyleyin ki ben sizin bilgilerinizi eşinize vereyim.

 

Ayşen sonunda ikna olmaya başlamıştı, bazı sorular sordu, aldığı yanıtlardan sonra oldukça tatmin olmuştu.

 

-         Ancak bu benim bugün geldiğim noktayı değiştirmiyor.

-         Aslında Ayşen Hanım, siz bana yaşadığınızı anlatmadınız biliyorsunuz değil mi, benimle son görüşmenizde kendiniz karar vereceğinizi söylemiştiniz, ben nasıl bir ilişkiniz olduğunu söyleyebilirim ki, ne olup bittiğini bile bilmiyorum.

 

Ayşen bir kez daha düşününce Doruk’un bu konuda da haklı olduğunu kabul etti.

 

-         Ben hatasızım diyemem ama bilgisayarımdan bilgi sızdırılacağını ve hele bunu yapanın sevgilim olabileceği ve bu bilgiden sonra öleceğini asla bilemezdim. Yine de tekrar tekrar özür dilerim.

 

Ayşen biraz da utanmış durumdaydı, direk Doruk’u suçlamıştı ve bütün öfkesini ona yönlendirmişti.

 

-         Peki, Doruk Bey, polis ne buldu şimdiye kadar?

-         Bir sürü bilgi var ama hepsi önemsiz ve eski bilgiler. Bu gece bir kaç bilgi daha elde edildi, bakalım belki yarın sabah çok güzel haberler gelir.

 

Ayşen ve Ebru’nun rakı kutlamasına, Doruk’ta şarap ile katıldı, uzun bir zaman sonra doruk ilk defa keyif duydu, en azından sorunlarından bir tanesi kalkmıştı. Bu sırada deminden beri fark edemediği bakışları fark etti, Ebru tamamen kendisini süzüyordu, yakaladığı bakışa arkadaşça gülümsedi ve yanıt bekledi ama Ebru sadece gülümsedi. Ayşen boğazı seyrediyor ve düşünüyordu, bundan sonraki yaşamı nasıl geçecekti? Allahtan bir miktar parası vardı. En azından bir kaç sene idare ederdi ama sonrasını düşünmek gerekiyordu.

 

Doruk, kadehini aldı ve şerefe diyerek kaldırdı, iki kadın buna eşlik etti. Bir süre daha sohbet ettikten sonra Ebru ile Ayşen kalkmak istedi, Doruk biraz daha oturacağını söyledi. Bu kez Ayşen Hanım elini uzattı ve tekrar geldikleri zamanda göstermiş olduğu kabalık için özür diledi. Ebru ile birlikte çıktılar.

 

Bölüm 35