Keyfine
çok düşkün ve işine gelmeyen durumlarda da çok tembel ve üşengeç biriyim ben.
Birşeyin zamanının geldiğini bildiğimde de beni bir sabırsızlık ve heyecan alır,
içime sığamam. Anne karnının keyfini tam olarak 9 ay 10 gun süren nadir
bebeklerden biri olarak da bu keyif düşkünlüğünün, tembellik ve üşengeçlik
halinin nereden geldiğini anlamam pek zor olmadı ;) Ameliyathaneye giderken az
daha hastanenin asansöründe doğmak üzere olduğum gerçeği de diğer durumumu
açıklıyor gibi ;)
Bebek dediğin pak olur, güzel olur. Ben bir doğmuşum ki; hem kapkara maymun gibi
tüylü bir şey hem de mosmor... Allah'tan şimdiki gibi doğum fotoğrafları çekilme
modası yokmuş o zamanlar. Hele bir de siyah beyaz doğum fotoğraflarım olduğunu
düşünemiyorum ;)) Evet, ben de doğum esnasında boynuna kordon dolanıp ölümden
dönen, doğduktan sonra ağlamaya gecikenlerdenim. Geçen 25 yılda ağlayacak bolca
vaktim olduğunu düşünürsek, iyi ki de en azından doğarken gecikmişim ağlamaya ;)
Ha unutmadan, doğumgünüm 16 Aralık 1984, tam bir Yay burcuyum ve hem iyi hem de
kötü tüm özelliklerini taşıdığımı söyleyebilirim. Genelde ilk tanıştığım kişiler
ya "Yay burcu musun?" diye sorarlar ya da burcumu sorup cevabı aldıklarında, "Ya
bak işte, nasıl da belli oluyor Yay olduğun!" gibi cümlelerle devam ederler. O
kadar mı belli oluyor yahu? Veya insanlar mı bu devirde kafayı bu kadar
astrolojiye taktı, bilemiyorum ;) Ben çok mazlum bir çocukmuşum, o kadar
mazlummuşum ki; kimse bana göz kulak olmak istemezmiş, o derece! Eve bana bakmak
üzere gelen teyzelerin evden bir bir kaçtıklarını duydukça, kimi annelerin
"Allah sana da senin gibi bir evlat versin!" dileğiyle ilgili bazen düşünüyorum
ve umarım annem de o zamanlar benim için böyle bir dilekte bulunmamıştır diyorum
;) Sonuçta annem babam çalışan ebeveynler olduklarından 2,5 yaşında yarım gün
yuvayla başlamışım eğitim ve öğretim hayatına, ta ki 2009 Temmuz ayına kadar...
Benim ablam var ve babam benim hep erkek olacağımı beklediğinden kız olduğumu
duyunca bir bozulmuş. Ama ben kızlarla evcilik oynamamın yanında erkeklerle de
araba, misket, vb. oyunlar oynar, sokakta maç yapardım. Benim bir adım "Erkek
Fatma", diğer adım da "Kız Recep"ti. O kadar kanıksamışım ki; hala biri "Recep"
diye seslenince gayri ihtiyari döner bakarım :) 7 yaşındayken bir yere
gideceğimizde babamdan arabayı çalıştırıp onlar gelene kadar ısıtmak için
arabanın anahtarını alırdım. Haftasonları babamla poligona skeet ve trap
atışlarına gider, atış yapardım. Bunların dışında bir erkek çocukla babanın
paylaşabileceği birçok şeyi daha... Sanırım babam erkek çocuğu olmadığına çok da
pişman olmamıştır. Çünkü erkek gibi ve özgür ruhlu bir kız çocuğu var. Bir tek
çoğu erkek çocuğunun yaptığı gibi araba kaçırmadım :) Elektrik işlerinden,
mangaldan da anlarım :)
Hayatım boyunca kalem kullanmadan ve anında cevabı bulabilmemle matematik,
geometri ve benzer sayısal derslerde arkadaşlarımın kıskanç ve hırslı
bakışlarını üzerime çeksem de ben hep tarih dersindeki başarısızlığımla
gündeme gelirdim; deneme sınavlarında 19 sorudaki 14 yanlış ortalamasıyla :) E 4
yanlış da 1 doğruyu götürünce kalan = 1,5 Net :) Birçok öğretmen benim bu
sorunuma ne bir anlam verebildi, ne de bir çözüm bulabildi yıllarca :)) Hala
tarih dersindeki üstün başarısızlığımın nedenini ben de bilmiyorum :)

İlkokul bitene kadar basketbol, voleybol gibi sporlar yapıyordum. Fakat
küçüklükten gelen içimdeki deli (!) hayvan sevgisi, benim hayatımı yönlendirmeye
başladı. 4 yaşından beri merağım olan atlarla daha ciddi olarak 12 yaşında
tanıştım ve biniciliğe başladım. Okul çıkışları ve haftasonları haftada 5-6 gün
yoğun olarak çalışıyordum. Bir süre sonra lisansım oldu ve katıldığım birçok
müsabakada muhtelif başarılar elde ettim. Bu anlamsız eğitim sistemimiz içindeki
ÖSS'nin her gencin hayatından alıp götürdüğü birşeyler muhakkak vardır. Benim
hayatımdan alıp götürdükleri içinde de beni en çok etkileyen kısım, atlarımı ve
biniciliği alıp götürmesi olmuştu...
Bu arada ben doğma büyüme Bursa'lıyım. Lise bittiği sene üniversiteyi kazandım
ve İstanbul'a taşındım. Geçtiğimiz Temmuz ayında 1 sene uzatmayla Marmara
Üniversitesi Almanca İşletme Enformatiği bölümünden 6 sene sonunda mezun oldum.
Ancak ben tabi ki yerimde duramadığımdan 4,5 sene öncesinde başka bir işe
atmıştım bile kendimi. Seveceğim işi yapmayı kafaya koymuş ve üniversite
öğrenimim devam ederken köpek eğitmenliğiyle ilgili bir akademiye gidip oradan
da mezun olmuş ve part time olarak bu işi yapıp geçimimi sağlamaya
başlamıştım.
Okulumun
uzadığı sene sabit bir gelirim olması açısından zorunlu olarak tam zamanlı bir
işe başlamıştım; bir dış ticaret firmasında satış sorumlusu olarak çalışmaya...
07.30 ile 17.00 arasında bir iş kadını havasında koşturup, iş çıkışında da köpek
eğitmeni kimliği ve kostümüme bürünerek geç saatlere kadar tabiri caizse
eşşek gibi çalışıyordum. Krizin en sıkıntılı zamanlarındaydık 2008 sonu ve
2009... Ve ben yaptığım şirket işinde mutlu değildim. Sevdiğim işi tam zamanlı
yapamıyor olmanın verdiği mutsuzluktu bu aslında. İşi bırakmayı düşündüm daha
4.ayda. Ancak kime danışsam kriz ortamında yapılacak bir hareket değildi bu,
büyük bir riskti. Çünkü köpek eğitmenliği düzenli geliri olan bir iş değil.

Ben daha fazla dayanamayıp 10.ayda işten ayrılarak o riski aldım ve Mayıs
2009'dan beri tam zamanlı olarak köpek eğitmenliğini meslek olarak yapıyorum.
İyi ki de girmişim o riske, insanın sevmediği bir işi yapması o kadar zormuş
ki... Az da kazansan fazla da kazansan sevdiğin işte mutlu olabilirsin
bence. Bu da başarıyı ve verimliliği getirir yaptığın işte bence. Şuan çoğu
insan bana deli gözüyle bakıyor. O kadar zor ve iş imkanları iyi olan bir bölümü
bitirip böyle bir iş yaptığım için. Ama ben herkese inat çok mutluyum :) Bu işte
daha çok iyi yerlere geleceğime de inanıyorum.

2 köpeğim, 1 kedim bir de canlı bitkili Tetra akvaryumum var. Şimdilik köpeklere
ve köpek sahiplerine Türkçe, İngilizce ya da Almanca olmak üzere evlerinde
verdiğim özel eğitimler yanında vaktim oldukça, engelli çocukların fiziksel,
duygusal, sosyal ve bilişsel fonksiyonlarının gelişmesine destek verebilmek
adına kendi köpeklerimle gönüllü terapi çalışmaları yapıyorum. 10 gün sonra
prömiyeri olacak, Türkiye'nin köpekli ilk çocuk tiyatrosu oyunuyla ilgili yoğun
provalarımıza devam ediyoruz. Hepinizi bekleriz :) Köpek eğitimiyle ilgili bir
sıkıntınız olursa da www.gamzearal.com sitesinden bana ulaşabilirsiniz. Yalnız
Haluk Abi'ninki gibi güncel bir site değil :)
Haluk Abi'yle sanırım 4 sene önce tanıştık çember sayesinde. Sonra düzenlediği
etkinliklerin bağımlısı haline geldik :) Her zaman güzel fikirler verir,
paylaşımcıdır, insanları kaynaştırır, yol açıcıdır, çok naziktir, çok ince
düşüncelidir, çok samimidir, çok sıcaktır, çok ilgilidir, çok babacandır, ... Bu
böyle devam eder gider işte... Kısacası birçok erkeğin olması gerektiği ama
olamadığı gibidir :)) Not: Yıllardır birinin bana kendini anlat demesini
bekliyormuşum galiba, teşekkürler Haluk abi sana, açtın beni :) Yazının sonuna
gelebilenlerin okuma sabrına teşekkürler :) Sevgiler...
Köpek Eğitimi, Pozitif Köpek Eğitimi, Köpek Eğitmeni , Köpek Çiftliği
www.gamzearal.com
Pozitif Köpek Eğitmeni Gamze Aral'ın köpek eğitim sitesi. Köpek eğitimi, köpek bakımı, köpek sağlığı, köpek ırkları ve daha birçok konuda yol gösterecek bir eğitim sitesi