Bu hafta sonu, Pınar Cumartesi çalışmayacağım deyince, İstanbul dışına bir yerlere gidelim bir gece kalalım dedik. Geçen hafta Polonezköy, Poyrazköy ve Anadolu Fenerini gezmiştik, bu hafta benim önceden aldığım bir İstanbul kitabından Trakya tarafına, Karadeniz kıyılarına gidelim dedik ve plan yaptık.

Planı Cumartesi sabah saat 08:30'da uygulamaya koyduk ve yola çıktık. İlk durak Kastro oldu. Daha önce ikimizde bir kez gitmişiz oraya ancak uzun zaman önce. Kastro Kıyıköy'e gelmeden hemen önce bir deniz kenarı. Denize dökülen küçük sakin bir nehir var. Arka taraf tamamen orman, bir çok insan oralarda kamp kuruyor. İsteyen nehirde, isteyen denizde balık tutuyor. Muhteşem bir doğası var gerçekten. Fotoğraflardan da görecesiniz, denizi biraz dalgalı da olsa, kumsalı nefis.

Sonra daha önce oda ayırttığımız Kıyıköy'e vardığımızda saat 11:00 gibiydi. Önce biraz Kıyıköy'e gezdik. Tam tepede bütün manzaraya sahip bir Deniz feneri var, Kıyıköy oradan muhteşem gözüküyor. Çok şeker bir limanı var, sonrası kumsal ve deniz. Çok şirin minik bir köy gerçekten, akşam balık yiyeceğimiz yeri tespit ettikten sonra dinlenmeyi ertesi güne bırakıp, İğneada'yı aradan çıkaralım dedik ve eşyalarımızı otele bırakmadan İğneada'ya doğru yola koyulduk.

Ben yakın bir yer zannediyordum, ancak yolar hem çok virajı, hem çok dar olunca yaklaşık 1 saat sürdü ancak İğneada'ya girip denizi gördükten sonra Kıyıköy'e geri dönmeyi istemedik. O kadar güzel bir deniz ve kumsal var ki anlatamam. Kitaptan da okuduğumuza göre sahil yani kumsal tam 20 km uzunluğunda ve tamamen kum. Hatta kitaba göre, İğneada'nın kumunda altın zerrecikleri varmış, bir ara bu altını buradan temizlemeye kalkmışlar ama süreç hem çok uzun hem çok pahalı olduğundan vazgeçilmiş, yani kumsal altın zerrecikleri ile dolu. Bu arada deniz kıyısı ve kumsal deniz kabukları ile dolu, toplamak isteyen bir çok insan elinde torbalar ile geziyor. Hemen otel arayışına girdik ve Muratcan otelde yer bulduk. Sonra havanın biraz rüzgarlı olması ve deniz suyunun soğuk olacağını düşünerek denize girmek yerine, biraz güneşlendik. Sonra kalktık Limanköy'e kadar gittik, oradan göller bölgesini gezdik. İnanılmaz yeşil her taraf ve denizin mavisi ile doğanın yeşiline doya doya günümüzü tamamladık.

Kalkan orada en çok yenen balık. Ben de doğal olarak kalkan ısmarladım, neredeyse 1 kg gelen kalkan'ın fiyatı ise komik, 50 YTL. Rakımız, balığımız derken biraz kestirelim diyerek otele döndük ve dönüş o dönüş, o yorgunlukla uyuduk kaldık.

Ertesi gün sabah 08:00'de ayaktaydık, önce deniz kenarında bir kahvaltı, sonra Mert gölü  ve sonra Dupnisa mağaraları. Dupnisa mağaraları İğneada'ya yaklaşık 45 dakikalık bir mesafede, önce gidiş uzun gibi oldu ama değeceğini düşünerek devam ettik. Ve inanılmaz bir mağara gezdik. Dupnisa mağarasının yaşı 3 milyon. 2003 senesinde gezmeye açılmış. Aslında uzunluğu 2.5 km ancak size 500 metrelik yerde gezme olanağı veriyorlar. Her taraf ışıklandırılmış ve tamamen dere sularının, yer altı sularının meydana getirdiği bir mağara. Gerçekten enfes. Yerden sanıyorum bir 50-60 metre kadar yukarı çıkıyorsunuz, özel merdivenler yapmışlar. Fotoğraflarda bolca görebilirsiniz.

Dupnisa mağaralarından sonra aynı yolla İğneada'ya geri döndük. Artık tamamen deniz, kumsal ve güneş vardı. Ve denizin siftahını yaptık. Tek kelimeyle mükemmel diyorum. Yaklaşık 50 metre sığ bir deniz, zemin tamamen kum, en ufak bir kirlilik yok denizde. Deniz suyu ise beklediğimizden daha sıcak ama yine de soğuk, buna rağmen üşümüyorsunuz. Şansımıza hava da mükemmeldi ve orada epeyce oyalanadık.

Daha sonra Demirköy, Vize, Saray, Çerkezköy ve İstanbul. Saat 15:30'da çıktık, yolda oyalandık, alış veriş yaptık, benzin aldık ve saat 19:30 gibi ben evimdeydim.

Fiyatlar konusunda bilgi vereyim; Kıyıköy'de Genç Otel oda fiyatı 40 YTL idi, oda + kahvaltı. İğneada'da ise 50 YTL. Yemekler oldukça lezzetli ve doyurucu, örneğin öğle yemeğinde 3 porsiyon tekir, salata, zeytinyağlı mezeler, kola'ya 50 YTL ödedik. Yani hiç bir şey fahiş fiyat değil.

Özetle, İğneada tertemiz deniz ve kumsal isteyen, lezzetli kalkan ve tekir yemek isteyen, yeşillik ve denizi bir arada görmek isteyenler için en ideal bir yer. Sallanmazsanız İstanbul çıkış, İğneada giriş maksimum 2,5 saat sürer. Ve yukarıda yazdığım her şeyi yapabilirsiniz. Gece eğlencesini bilmiyorum.

Ben İğneada'ya bayıldım ve sevdiğim arkadaşlarımla kısa bir zaman sonra bir gece kalmalı veya günübirlik mutlaka gitmek istiyorum. İstanbul'a bu kadar yakın ve bu kadar temiz deniz / kumsal ve Kalkan balığını ucuza yiyebileceğim bir başka yer henüz görmedim:))

Sevgilerimle

Haluk

10.06.2007 21:00