Şüphecilik. Şüphe duyma. Şüphelenme.
Hepimiz de biraz olan, dozajını hiç ayarlayamadığımız bir şey.
Googledan biraz araştırma yaptım.
Felsefe de Şüpheciliğe SEPTİZM deniyormuş. Ünlü bilim adamları doğruları bulmak için şüpheci yaklaşımların geçerliliğini savunmuşlar. Hatta bu ünlüler arasında bulunan Descartes en büyük şüphecilerdenmiş. Onun şüpheciliğine YÖNTEMLİ ŞÜPHECİLİK deniyormuş, Descartes, şüpheciliği kesin bilgiyi buluncaya kadar tüm bilgileri gözden geçirme anlamında bir yöntem olarak kullanmış.
Psikoloji de ise şüphecilik farklı bir boyutta ele alınıyor. PARANOYA tanımına içine sokuluyor. En önemli göstergesinin de kıskançlık ve şüphecilik olduğu söyleniyor. Örneğin, bir psikoloji sitesinde bakın paranoya için ne deniyor. Kıskançlık paranoyası bunlardan biridir. Bu hastalar eşlerinin kendisi aldattığından şüphelenirler. Erkeklerde kadınlara göre daha fazla görülür. Başlangıç genelde anidir. Hasta eşinin kendisini aldattığı inancındadır, bunu ispatlamak için sürekli ipuçları arar. Bulduğu ipuçlarından senaryolar yazar. Kıskandığı eşini sözel olarak aşağılayarak, hakaret ederek veya dayak atarak taciz eder. Bu tacizler bazen eşini öldürmeye kadar gidebilir. Eşini kontrol edebilmek için telefonlarını dinler, sokağa çıkışını yasaklar veya sokağa çıktığında gizlice takip eder. Bu tür tutumlarla ve tekrar tekrar sorulan sorular, yorumlar ve senaryolarla kıskanılan eşin hayatı kâbus haline gelir.
Şimdi bu konuyu nereden seçtin diyeceksiniz. Çok sevdiğim ve yeni evlenen bir arkadaşımla sohbet ederken, evliliğinin nasıl geçtiğini sordum. Çok iyi dedi, her konuda anlaşıyoruz, sevgi dolu, güzel bir evlilik. Harika dedim, aradığını bulman ve bundan da mutluluk duyman ne kadar güzel diye devam ettim. Ancak, karşımdan beklemediğim bir yanıt geldi, bazen dedi Akrep burcu olmamdan nefret ediyorum.
Ben de bir akrep burcu olarak şaşırdım, Neden diye sordum, nefret edilecek ne yönün var ki? Çok şüpheciyim Haluk dedi. Çok şüpheci olmak? İyi de bunun burçla ne ilgisi var diye sordum ve neden şüphelendiğini öğrenmeye çalıştım.
Ben bir psikolog değilim, her ne kadar psikoloji ile çok ilgilensem de bu konuda yoğun bir eğitim almadım ama oldukça güzel kitaplar okudum. Aslında onun şüpheciliğinin böyle giderse paranoyaklaşacağını ifade etmeye çalıştım. Çünkü korkusu birçoğumuz gibi aldatılmak. Ancak aldatılmanın on da yarattığı tepki daha ilginç, kafasını taktığı şey, aldatılmak değil, aldatılmış bir yaşamı bilmeden sürdürmek. Yani aldatılırsam sorun değil, öğrenirsem terk ederim ama ya aldatılıyorsam ve ben bunun farkında değilsem sorusu ve bunun getirdiği şüphecilik.
Bu çok hassas bir konu, aldatma konusun da birçok yazı yazdım ama bunu içimizde şüpheyle yaşamayı düşünemiyorum. Ben aldatma içgüdüsünün her insan da olduğuna inananlardanım ama şüpheci yaşamın insan psikolojisini son derece bozan bir şey olduğunu düşünüyorum, hele bunu özel yaşamınızda eşiniz veya sevgiliniz ile yaşıyorsanız. Şüpheciliğin sonu yok ki, nereye kadar içinizde ki kişiyle mücadele edebilir siniz?
Şüphecilik, Paranoya, Septizm ne derseniz deyin, sonuçta olay siz de bitiyor. Sizin kendinize güveniniz, ayakta duruşunuz ve olaylara yaklaşımınız önemli. İnanın bana şüphelenmeye başladınız mı bunun sonu yok? Her saniye aklınızda yeni bir senaryo yaratabilirsiniz. Kendinize güvenerek yaşamak ve olayları kendi pencerenizden görmek gerekir diye düşünüyorum. Bu tabi Pollyanna'cılık oynamak değil, dikkatinizi ve sevginizi yoğunlaştırarak hak ettiğiniz yaşamı yaşadığınızı düşlemek ve buna uygun yaşamak durumundasınız. Akis takdirde hayatınızda zevk alabileceğiniz birçok şeyi kaçırıyor olacaksınız. Bir de şu gözle bakın, eğer eşiniz veya sevgiliniz sizi aldatmaya karar vermişse, bazı riskleri zaten göze almıştır ve bunu yaşayacaktır. Sizin haberiniz olsa da, olmasa da.
Önemli olan onun yaşadığı bu olay da sizin payınızın ne olduğunu bilmek, bunu irdelemek ve yaşamınıza bu sonuçları göze alarak devam etmektir.
Sevgilerimle,
14.10.2007 12:08