Elektrostatik Dünyamız

Kimse, hiçbir zaman hep birlikte mutlu olamaz. Yaygın bir düşünce bu. İnsanların kendi düşüncelerini savunurken kullandıkları bir -özür mahiyetindeki- mazeret. Bunu söyleyen kişi, kendi düşüncesini savunurken bir yandan da bu olguyu kullanarak tamamen bencil olmadığını belirtmek ister. Yargının genişliğine ve kesinliğine tamamiyle katılıyorum. Ancak benim nedenim, insanların genel olarak düşüneceği ideolojik ve psikolojik bir neden değil(Hem öyle düşünürsek, yüzde yüz imkansız da değil.). Benim nedenim, daha çok, bir denge statüsüne dayanıyor.

Sürekli çevremde birtakım insanlar mutsuz olurken, birtakım insanlar da mutluluk yaşıyor. Daha hiç kimsenin aynı anda mutlu yada mutsuz olduğunu göremedim. Bu da beni, işte bahsettiğim denge düşüncesine ulaştırdı. Hayatımızda mutluluk ve mutsuzluk arasında sürekli bir denge var. Bugün ben mutluysam, arkadaşım mutsuz. Dün ben üzülüyorduysam, arkadaşım sevinçliydi. Yarın ben ağlayacak olursam da, başka bir arkadaşım gülecek. Bana değil tabii ki, yalnızca, yaşam onun karşısına öyle şeyler çıkaracak ki, böyle hissedecek.

Tıpkı dünyadaki + ve – iyonlar gibi. Hatta hareketlilikleri – yüklere oldukça benziyor! – yükleri olumsuz olaylar, + yükleri de olumlu olaylar olarak düşünelim. İşte mesela ben mutsuz olduğumda üç tane –‘ye sahip oluyorsam; herhangi üç arkadaşım da bir tane +’lık mutluluk yaşayacaklar. Tabii ki bu düşünceyi iki üç kişiden çıkarıp genele vurmamız gerekir.

Genellediğimiz zaman, örneğin –kolay bir şey olsun- okul bazında düşündüğümüz zaman; yargı, büyük ölçüde geçerliliğe kavuşuyor.

Öyleki, en basidinden; sınavdan kötü alan öğrenciler kadar iyi alan öğrenciler de oluyor. Ya da, yapılan bir oylamada seçimi kaybedenlerin üzüldüğü kadar kazananlar da seviniyor.

Sonuç olarak, kesimler arası sürekli bir denge mevcut. Zaten mutsuzluklar mutlulukla, mutluluklar da mutsuzlukla dengelenmezse, işler kötüye gitmeye başlamaz mı? Mutlak mutsuzluk tablosunun sonu rahatça görülebilir. Ancak, mutluluğun sorunu nerede diye sorabilirsiniz. Buna biraz daha fazla kafa yorarsak, sonucu tahmin edebiliriz:

Herkesin kendi halinden memnuniyeti nedeniyle çekişmenin olmadığı, buna bağlı olarak da ilerlemenin kaydedilemediği; duraklamanın başladığı, ve hatta eninde sonunda dönemin gerisinde kalınması nedeniyle, varolan memnuniyetin buram buram öfke ve mutsuzluğa dönüşmeye başladığı bir toplum(Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” adlı kitabı, buna –kısmen de olsa- oldukça güzel bir örnek teşkil ediyor.). Kısacası sürekli bir döngü olmak durumunda

Bu düşünceyi şimdi de topluma vurmayıp, biraz da bireysel olarak düşünelim. İnsanların kendi iç dünyalarında bile sürekli bir gel-git yok mu? En fazla ne kadar süre hayatınızda olumlu hiçbir şey olmadan sürekli mutsuzluk yaşadınız? Bir düşünün... Ne zaman mutsuz olduysanız, ardından –eninde veya sonunda- bir şekilde mutlu olmadınız mı? Ya da her şey çok güzel giderken hiç mi işler tersine dönmedi ömrünüz boyunca?

Bunlardan yola koyularak, biraz risk talep ettiğini düşünebiliriz bizden yaşamın. Hayatlarını monoton yaşayanlar, ciddi anlamda iyi yada kötü şeylerle pek karşılaşmazlar. Eğer sınav sorularını çalmaya çalışmazsanız, çalınca edineceğiniz sevinci yaşayamazsınız. Aynı zamanda, yakalanırsanız karşısına çıkarılacağınız bir disiplin kurulu da toplanmış olmaz. Siz yalnızca nötr hale en yakın şekilde +1 ve –1’lerle kalırsınız. Ancak, hayattan ne kadar çok zevk almaya çalışırsanız, bir o kadar da muhtemel üzüntüye göğüs germeniz gerekecektir. Ama yine de ±200....’leri tadacaksınız.

O zaman gelelim asıl soruya: Sizce hangisi? Hiçbir şey yapmadan –kısmen- stabil bir yaşam mı; yoksa acı ve tatlının doruğuna ulaşılmış, zevkin, ama bir o kadar da üzüntünün yer aldığını inişli çıkışlı bir hayat mı? Seçim sizin...

Hazar 19/3/2006