Sucuktan Çocuğa Enteresan Enstantaneler
Ergenlik dönemi sıkıntılarıymış, ayrı evlere çıkmakmış, anne babanın boşanmasıymış, mış mış... Hahayt! Ufacık bir veletken başımdan çok mu büyük olaylar geçmiş acaba? Bu dönemlerin ailemin gözünde nasıl gözüktüğü hakkında şöyle böyle bir fikrim var. Ama şimdi sıra geldi benim gözlerimden dünyaya. Babamın yazılarından okuduğum kadarı ile aklımda gelen belirli anlarda kafamdan geçenleri, neler olduğunu, neler hissettiğimi yazıya dökmek istiyorum. Dikkat yalnız, uzunca bir metin geliyor sanki.
Ne var bakalım önce, hah, ilk zamanlar. Daha ortalıkta boşanmakmış ayrılıkmış, böyle lakırdılar dolaşmıyor. Tek bildiğim anne-babanın mutfağa çekilerek tartışma/konuşmaları. Aslında onu da bilmiyorum. Hayatımdaki en büyük derdimin Legonun bilmemne kalesine sahip olmamam gibi şeyler olduğu vakitlerden biri. E dolayısıyla oyun oynuyorum. Bir gece denk geliyor, şöyle bir anneme bir şey mi soracam nedir, salona yollanıyorum. Salon boş, ikisi de mutfakta. İçeri dalmıyorum. Farkındayım önemli bir şeyler var. Çocuklardaki olmazsa olmaz, büyüklerin işine burnunu değil kulağını sokmak merakıyla başlıyorum kapı ardından dinlemeye. Ama daha ilk saniyeden aklımda acaba bilmesem daha mı iyi olur diye düşünüyorum. Odaya dönüyorum, vazgeçip geri gidiyorum. Sonrasında duyduklarımı beğenmiyor olacağım ki bilerek ve isteyerek mutfağa höt diye giriyor, su filan koyup zaman geçiriyorum. Çocuk aklı ya işte. Orada yeterince kalırsam tartışma biter diye düşünüyorum herhalde. Biraz daha vakit geçirince, ikaz gelerek dışarı yollanıyorum. Sinir mi olmuştum acaba? Daha sonrasında duyduklarımı beğenmeyerek daha fazla burnumu sokmamak için odamda bir şeyler ile oyalanıyorum.
Evden ayrılma zamanı. Gözümde hiç büyüyümemişti nedense. İlginçtir. Normal karşılamadım tabii ki, ancak önceden aldığım sinyaller doğrultusunda, üstelik bir de iş için gibi bir bahaneyle karşıma çıkıldığında, bunu beklediğim söylenebilirdi. Başlarda kendimi de inandırmak istemiştim; Yok yok canım iş için tabii ki . Bunda da nispeten başarılıydım. Küçüklükten beri, cevap vermekten rahatsız olacağım şeylerde (nedense de bunları hep inadına aile sorar), bana yemem için söylenmiş olanı söyleyerek can-ı gönülden inanırcasına hareketler yapardım. Böylece sorudan kurtulurdum. Arkadaş çevresinde birlikte oturmayan ama halen evli olan aile düzenini açıklamakta Yok yok canım iş için , aile içinde ne düşünüyosun denilirse Yok yok canım iş için , kendi içimde yahu noluyor ya dediğimde Yok yok canım iş için tabii ki, illaki günün birinde bu mevzu bitecektir. Kendi içimde bile kendi kendime söylemem garip bir gülümseme yaratmakta şu an. Ama buradan sesleniyorum, yahu nolur çocuklarınıza ahiret soruları sormayın yahu! Napcağını netceğini şaşırıyor insan.
Ve boşanma. Yalanın yutturalamayacağı, gerçekle yüzleşme anı. Bu kadar içime oturmasının sebebi buydu herhal. Sen bunca zaman hiçbir şey olmazmışçasına davran, ümit et geri buluşsunlar diye gizlice ruhunun en kapalı, en ücra köşesinde; sonra birden bu çıksın karşına. Hoş, LGSde (şimdi adı OKS mi ne olmuş, lise giriş şeysi) ayrı bir stres de bu vardı. Düşün düşün nereye kadar idi benim için. Demek istiyorum ki LGS stresli ve kritik dönemler diye bir şeyler de saklıyor olabilirlerdi. Nitekim öyle de çıktı. LGS sonrası liseye kayıttan bir vakit sonra haberi geldi. Arabada söylenen sözler... Hani boşanma kelimesi kullanılmasın diye, halen bir umut nasıl tarzında sorularla devam ettirilen bir konuşmadan bahsediyorum. Ama tam ikna olmamışım ki herhalde, bir şey olmazcasına devam ettim güne. Sonrasında annemle konuşurken onun ağzından çıkınca kendimce yaygarayı koparmıştım. Herhalde yarım saat filan sürmüştü ki, aslında ne anlamı var ya? diye düşünüp, tepkiyi kesip odama çekilip umursamazlığa vurmuştum. Benim zorumla bir araya gelinecek olsa ne manası var gibi düşünmüştüm. Zorlasam bir daha denettirir miydim inatla yoksa olmaz mıydı bilmiyorum. Ama açıkça sinir olmuştum. Üstüne üstlük depresyon yapmak istiyordum(güzel bir tümce değil bu ama bu tabir cuk diye oturmakta). Cezalandırmak istercesine, okulu salmak, dersleri boşlamak, bu vesile ile bir tepki göstermiş olup, boşanmayı yoketmek. Nereyeeee... Garip bir şekilde hayatımda olan hiçbir şey derslerimi etkilemedi nedense. Yahu ben notlar düşsün istiyorum ama derslerle uğraşıyorum yine de. Hatta en çok uğraştığım ders gidip 1 geliyor karneye ona üzülüyorum. Ha söylemek lazım, notlarımı düşürmek denildiğinde 1e düşürmek istediğim zannolunmasın, 3e endekslemekten bahsediyorum. Bu boşanma olayı o kadar basit geliyordu ki gözüme, doğru düzgün üzülemedim bile. Hatta ve hatta bu sayede bir sevgili dahi edindiydim. Ne garip. Velet mantığı diyerek geçiyorum.
Asıl kısım, bu yazıyı yazmamdaki başlıca sebeplerden biri. Hazarla ilk konuşma yazısını okuyunca aklıma gelen ve içimde tutmayaktan vazgeçtiğim bir şey. O yazıyı gülerek okuduğumu belirtmek isterim. Babamın yeni bir ilişkiye daha yatkın olduğunu, anneminse bir süre kendini kapayacağını tahmin ediyordum en başlarda. Yani ne zamandır ayrı yaşıyorlardı, birileri olması beklenirdi hayatlarında tabii ki. Eğer annem birisi olmuşsa da gizlemişse, gerçekten tebrik ederim, halen bilmem ne olduğunu ne bittiğini o zamanlarda. Ama babam, o yazıyı da okumakla beraber öğrendiğim üzere, gizlemeye çalışıyor lakin beceremiyorduJ Ha burdan sakın anlaşılmasın ki, ben bu durumlarla çok mutluyum, hayat ne güzel yaşasın! Aksine! Yine de (klasik gender gap hesabı) babamı birileriyle düşünmek beni üzmekle beraber- çok etkilemezken, aynı şey annemde olsa korkunç bozulacağımı biliyordum. Nedeni yok herhalde genel cinsel ayrımcılık dışında. Yine de uzunca bir süreden beri her iki düşünceden de rahatsız olmuyorum. Fakat o zamanlar öyle idi işte.
Dur dur, asıl konu işte. Ah be babacum, sen dile getirmemiştin ama ben seni çapkın olarak bellemiş hatta ve hatta bununla gurura benzer duygular içerisine bile bürünmüştüm. Komik değil mi! Meraklı bir oğlun olduğunu unutuyorsun çoğunlukta. Öylesine sana bir şey getirirken, anlık gördüğüm msn konuşmaları, şurada burada duran hediyeler, ufak tefek yazılar vb çok sayıda ipuçları... İnsanın her gün dışarıda yemek yemesinin bu konuda iyi bir açık olduğunu söylemek istiyorum. Belki isim bilmiyordum ama ne olup bittiğinin de farkındaydım hani. Her ne ise, yazıyı yazma maksadım bu değil zaten. Senin bahsettiğin ilk konuşma gününe gelelim. Oradaki tepkime şaşırıp, rahatlamışsın vs. Benim o konuşmadan çıkardığım şeyi söyleyeyim. Bu seferki herhalde ciddi.. !?!?!?. Olayları farklı gözlerden izlemek gerçekten eğlenceliJ Bunları sakın ola bir ima vermeye çalışarak yazdığımı düşünmeyesin, ben aklımdan geçenleri aktarmak istiyorum yalnızca.
Başka bir konu, aile baskısı. Saçma sapan sorulan sorular. Aile baskısından öte tabiri yerinde aile sorgusu daha çok. Ne annem hakkında ne babam hakkında kimseye laf etmedim. Ne sorarlarsa ben bilmiyorum ben bilmiyorum diye geçiştiriyordum. Hatta bunda bayağı dahi becerikli hale gelmiştim sayılır herhalde. Hani bu şu diyaloga benzer:
-Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?
-!?
-Hadi söyleyiver işte.
-Bilmiyorum, ben karşılaştırmam. Hepsi eşittir gözümde.
Ha karşılaştırdım mı, hayır. Herkese farklı ve abuk subuk bir şey de söylemek istediğim oldu. Abuk subuktan kastım, laf sokmak değil. Ne bileyim birine amca, birine yenge, birine kuzen, birine babamın teyzesinin kızı demek gibi. Neyse ki sonunda bu sorular da kesildi.
Bir de değinmek istediğim ufak bir mesele var ki, bu da mühimdir sanırsam. Pedagojik bir yanı dahi olabilir. Mevzu şu: Ortaköydeki ilk evi otel gibi kullandığın aşikardı zaten. Ama sanırsam, orası benim için de otel olmuştu. Yani orayı evim gibi görmüyordum. Misal, şimdi; evden bahsederken, ortaköydeki evim, kazaskerdeki evim gibi bahsederim. Veyahut, 2 yerde oturuyorum derim. Ancak lise1e kadar evden kastım kazasker olmuştu: Haftasonu babamdayım, haftaiçi eve dönüyorum. Düşünce şeklini anlatabildim herhalde. Bu bakımdan ne kadar zor dahi olsa, uygun, gerekli ve son derecede önemli bir karar almışsın vallahi(tebrik eder gibi oldu sanki:D ). Hem kendin için de iyi bir karar olmuş belli ki (eve yaklaşma açısından). Demek istediğim, şu anda yine dışarda yemeğini yersin şu olur bu olur ama artık şu anki apartmanın senin için daha bir ev olduğu inancındayım, bilhakis, yıllandıktan sonra iyiden iyiye belli oluyor sanki. Eve gösterdiğin özen o kadar aşikar ki bazen ben dahi şaşakalıyorum. Yalnız haftada bir gün 7saat kadar sinir ve gıcık olmuşluk içerisinde dolaşmaktan başka Avrupada bir evim daha olmasını çok kullanışlı buluyor ve severek orada kalıyorum.
Pöh! Pek bir uzadı, yazdıkça da yazarım aslında. Çok şey var söze gelmeyip yazıya dökülecek, ama daha şimdiden oldukça birebir, kişisel bir şey oldu gibi. Umut ettiğim ise, hem bunu (sonuna kadar) hem de babamın benimle alakalı yazılarını okumuş kişinin, perdeler arkasında saklanmış naçizane espriye odaklanabilmesı ve kendi hayatlarında çocuklarıyla olan ilişkilerinde, olayların ne kadar karikatürize edilebilecek derecede farklı hallere bürünüp dikkat ve titizlikle incelenmesi lazım gelen bir vaziyete bürünebileceğine, hatta bürünmüş dahi olabileceğine, dair bir fikir veya ipucu edinebilmesi.
Uzunca bir cümle. Hoş... Lisanın birtakım noktalarda sokak ağzına döndüğünün farkındayım. Ama elden ne gelir? Naber?i Ne haber? yazarsak Naber? olmaz. İşte doğum günümde de işbu yazıyı yazar, anacuğumu da babacuğumu da pek bir sevdiğimi belirtirim.
Aytekin Hazar İlhan
07/11/2007