Güzel bir kış günü İstanbul Bakırköy’de doğdum. Bu yüzden olsa gerek, hem kış aylarını hem de Bakırköy semtini çok severim. Zaten bu sadece benim değil, psikolojik olarak da kanıtlanmış, insanın doğduğu yer ve çocukluğunun geçtiği yerde kendini güvende hissediyor olması... Neyse ben kendime döneyim, renkli filmlerle çekilen fotoğraflara yetişmiş biriyim, o zamanlar digital yoktu tabi.

Ailem mühendis olmamı isteyip, lisede beni matematiğe yönlendirirken, ani bir kararla gazeteci olmaya karar verdim ve 2003 yılında çok isteyerek ve severek okuduğum Marmara İletişim’den mezun oldum.

 Çeşitli gazeteler, televizyon programları ve dergilerde çalıştıktan sonra bir firmaya bağlı daha başarılı olabileceğimi düşünüp, işin marka kısmına geçtim. Huyumdur bir şey içime sinmezse, herşeyi dener, en son karar veririm. Dekorasyon konusunda Türkiye’nin lider markalarından birinin Basın ve Halkla İlişkiler Birimini yönettim, o dönemde yaptığımız reklam kampanyası ve o kadarcık parayla çıkardığımız büyük işler piyasada hala konuşuldukça yanaklarım kızarıyor. Günler geçip giderken, bu böyle olmaz daha yurtdışına açık bir firmada olmalıyım diyerek de, şimdiki firmamda çalışmaya başladım, dünyanın 82 ülkesinde var olan bu firmanın tüm pazarlama iletişimi faaliyetlerini 4 yıldır başarıyla yürütüyorum.

Dünyanın bence en güzel, en kalabalık, en renkli ve en keyifli şehri olan İstanbul’da yaşıyorum. Burada yaşamayı, boğazda çay içmeyi, sahilde yürümeyi, bazen köprü trafiğini bile çok seviyorum. 28 yaşındayım ve henüz evlenmedim. Sıkı bir Beşiktaş taraftarıyım. Maçlara giderim, marş ezberlerim.. Yenildiğimizde üzülür, yendiğimizde de çok sevinirim.Yazları yüzmeye, kışları kaymaya, baharları yürümeye bayılıyorum. Seyahat etmeyi, kitap okumayı, güzel oyunlar ve güzel filmler seyretmeyi çok seviyorum.

  İnsanları ve insanlarla sosyalleşmeyi seviyorum. İnsanın en büyük öğreticisinin başka insanlar olduğuna inanıyorum. Evet tamam kötülükte gelebilir ama sen doğru ve iyiysen, doğruluk her zaman yerini buluyor. Sosyal ortamın neresi olduğunun çok önemli olduğunu da düşünmüyorum esasen. Bu yüzden sıkı bir twitter kullanıcısıyım, facebook ve friendfeed’de de varım.  Deneyimlerimi paylaştığım ve haftada yaklaşık 500 farklı kişinin ziyaret ettiği bir blog sayfam var. Burada yazdıklarımın okunması, yorumlar yapılması, blogun beni yeni insanlara bağlaması, inanılmaz keyifli. Gazeteciliğin verdiği haz gibi bu da, o yüzden sürdürmeyi çok istiyorum. http://mineyaman.blogspot.com Bir kitap yazmayı, ufak bir kafe, otel ya da restoran işletmeyi ve de bir çocuk yetiştirmeyi gelecek yıllar için planlıyorum. Ah bir de görmek istediğim bir çok şehir var tabi...

Haluk Abi ile yollarımızın nasıl kesiştiğine gelince; Çember.net diye bir sitede sosyalleşmeye çalışır, bütün gün gülüşürken, o siteden dışarılara taşınan dostlukların uzaktan izleyicisiydim. Bir gün 80’ler night da var olmaya karar verip tanıştım Haluk Abiyle. O günlerde 20’li yaşlarının ortalarındaki bir kızla, 40lı yaşlarının ortalarındaki bir adamın ne kadar keyifli bir arkadaşlık yaşayabileceğine inanmayan, internetin sosyalleşme ortamlarına girdiğim için yadırgandığım bir çevreyle sarılıydım. Tabii karşımdaki Haluk Abi olduğu için tüm paylaşımlar çok sağlam gelişti. Kendisi iyi bir gözlemci, iyi bir dinleyici ve izleyici, tecrübelerini her alanda kullanabilen ve paylaşan, varlığıyla yanında durduğu insanlara çok şeyler katan biri olduğundan, kendisini tanıdığımdan beri, ben tabi hiç ayrılmadım yanından..

  Enerjisi sonsuz ve o kadar paylaşımcı ki, eğer onu sadece www.halukilhan.com üzerinden tanıyanlar varsa, mutlaka tanışıp bu enerjiden payını almalı. Geçen 4 yıla yakın bir süredir, ondan çok şey öğrendiğim gibi, tanışmama fırsat verdiği şahane insanlar içinde çok teşekkür ederim. Ben bir sürü yakın dostlar, sırdaşlar, ablalar, abiler edindim sayesinde. O sevdiğim dolu dolu yaşamı büyütedebildim.  Tekrar teşekkürler Haluk Abi, hem de herşey için......