Yoramadığım bakışlarında ki sessiz serüvenlerin başlangıcında buldum
kendimi, tükenmişliğim olmadın. Üretip üretip sattığım hayallerimin sağdıcıydı
ellerin.
Sağıltma saatlerin bitiverişinin özlemi, susayan ruhuma...
Ömrümün sığdığı 'an' çapağın özüne bedel mi? Sirayete hükmün sürdüğü vakitlerin
deminin 'kıyamete' giden dümeninde ki yön mü?
Bir üfledim, bin kez gittin!
.. bin kez döndün!
Sen mi bezirgansın, ben mi düşte?
Dünler de; avuçların karanlıkları topladı, dehlizlerin kesif koyuluklarında,
kokusu kırık bir karanfili kokladılar senden, bir gülü hep içinde sakladın...Suskun
bir çığlık gibi dönedurdu içinde yalnızlığın burgusu.
Gündür biter, yıldır geçer, kayıp gider ellerinden mahrem geceler kalbinden bir
çıtırtı bile duyulmaz, sesler haramdır, kışlar helal...
Zamanla anlamışsındır; ömür: kötü bir alışkanlıktır ve ıssızlığa da
alışılır...
//Dur!
Sessizce bırak elimi
En kırmızında kavruldum
//Sus!
Ararken aslında
İçimde olduğunu buldum
Dilin patladı, vuruldum...
Ziyânkâr düşünceler doluşuverince zihinselime, sorgu başladı bentenimde ki
düşsevime... Kâr'a geçmeli... Nedenlerimin sağanağında boğulmadan
çözemselliğe erişmeli, birbir anlamalıyım bende ki BENİMİ... Uzun bir yol ve
seçmeli! Giderken ya patika ya da düzlemsel olabilecek kadar da usevime
bağlı. İnkâr kolayı! Yusuf'u hissetmeli, Züleyhâ'nın yüreğinden. Ya sabır,
ya sabır.... Lokman çare midir bu yaraya görmeli...
"Geç içeri otur! Aldattığın koca ömrün duvarlarına yaslan soluksuzca;
..Sokak arası kanla yıkanmış!
...Damla damla akıttığın,
....Eşiğinde soluklandığın sızılarınmış.
.....Hayalperest umurların battığı
......Kılıçların yazılmamış hikâyesiymiş zaman!
-mış, miş...
.......Aslında herşey; yine bana dönen
...............................GERÇEĞİM/MİŞ
Durmuşluğun getirdiği hezeyanlarına aldırmadan, al bir minder sen de ömür
deminden. Susmuşluğun ilmini yazanların yüreklerini oku sessizce. Duyumsa
yumup gözlerini ve hisset sadece, evvel-ezeli! Ahir zamanların anahtarı
saklı o susmuşluklarda. İsyankâr ruhunun, gizli kanat çırpışları, gülün
kokusunda ki! Ne zamandır kokmaz oldular hayatında? Hâl bu iken, burada
susmuş olmak hâlâ o gülün kokusunun ıslattığı yaşlarla dolmuş minik
torbacığı tetikliyor değil mi? Bülbülün aşkını arayan kâşif olmanın ağır
yükü omurlarında. Üçüncü gözün açtığı perdeden sızan görüntüler ürpertiyor
seni... Güzeli gördüğün ayn'ın, ayn'larında ki çirkinliklerine
eşittirlikleri mi seni böyle titreten söyle?
Çekeceksin bu sancıyı, burkulmuş ayak bileklerinin zorlayarak attığı
adımlarında, patikanın dikenleriyle kanıyor olacaksın. Ol! Ollmak fiilinin
en ham halinde cehennem sunaklarından sunulan şarabın tadı dilindeyken yürü!
Tenini zorluyor içinde ki çığlık biliyorum, lâkin susuyorsun taşarken.
Aşina bakışların sokak aralarında dolaşmaktan bıktığını, kapalı gözlerin,
varoluşunun hazzını yaşamaya başladığında GÖREBİLMEK asıl dayanak, ki bu
körlüğün kaynağının en gizli derinliğinde saklı.
Anlayacaksın; elmas aslında tam da bu yüzden değerlidir!"
Tükenen anlar, dirsek kemiğimde sızlıyor. Can oradan mı çıkıyor ki, bunca
hezeyan? Küpünü doldurmuş, haramiler gibiyim. Yeterince kötülük doldurdum
heybeme. Ve boşalttım dirsek kemiğimden. Sır'atın üstünde titrek bir gülüşüm
dahi olmayacak! Kâbeye gitmeden içimdeki şeytanı taşladım. Ki o taşlar,
kırdığı yanlarımı onarıyor şimdi. Hayata ödünç verdiğim soluğumu geri
alıyorlar..
Dibekler durmadan dövüyor zamanın çalınmış her yanını. Arş-ı âlâ'ya uluyan
boyun kökümde, un-ufak olmuş sınamışlıklarımı üflüyorum en soytarı halimle!
Ben mi yalanım, yaşam mı(an) sorguluyorum biteviye... Zâr atılabilse, bir
solukta kazanç ya da kayıp olabilse er(e)kler. Tutturgaç yönüm zorluyor uzun
yolu. Sır kapısı tüm heybeti ile şarap kadehine yansıyor.
Uzatıyorum elimi, kayboluyor...