UMUDUMUZ
YARINA MI KALDI?
Gidenin ardından kalem tutmak zordur.. gidilen yeri düşündükçe boğazımız düğümlenir, aklımıza gelen bin bir türlü hesapla başımız öne eğilir, hele hele bu düşünce ve duygu selini o anda yazıya dökmek hepten imkansızlaşır. Lakin giden gitmiş ve tez elden o yazının yazılması, sözün söylenmesi gerekir..
Seçkin bir aileden yetişmiş olmasına rağmen,köylüden, işçiden, emekçiden, halktan ve haktan yana olan, Köy-Kent projelerine yaşamını koyabilen, toprak işleyenin, su kullananın diyebilen, grev ve lokavt yasasının çıkarılması, maden işçilerinin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için elinden geleni yapan, bir zamanlar meydanlara sığmayan binlerce vatandaşın dağlara taşlara yazdığı gibi Umudumuz Ecevit sedalarıyla bağrına bastığı Bülent Eceviti uğurladık.
Kuşkusuz dürüst, onurlu, güzel bir insanın ardından konuşulanların yankıları uzun sürecek. Siyasetçi kişiliği ve devlet adamlığı statüsü; şair, aşık, iyi eş, Kıbrıs fatihi gibi tanımlamaların yanı sıra onunla özdeşleşmiş beyaz güvercinler, mavi gömlekle kasketinin ve hepsinden önemlisi dürüstlüğü ile onurunun önüne geçebilecek mi bilinmez. Siyasetçi olarak, ekonomik ve siyasi arenada her zaman doğru kararlar vermemiş olsa da, kararlılığı tarihin sayfalarına unutulmaz satırlar yazdı. Hep en zor dönemlerde başrol oynadı. Amerikan ambargosu pahasına Batılı güçlere direndi, haşhaş ekim yasağına, ABDnin Kıbrıs politikasına karşı koyan tek başbakan oldu. Bugün holding basını olmayı, başkasının sesiyle konuşmayı tercih eden köşeciler hiç söz etmese de, basın emekçilerinin hakkını koruyan 212 sayılı yasayı da ona borçluyuz.
Ecevitin ardından insancıllığını dile getirerek, romantik bir portre çizip görevlerini tamamladıklarını sananlar, onun bugünlerde gerçekten mumla aradığımız; halkın omurgasını yitirmemiş aydın yüzü olduğunu acaba unutuyorlar mı?
Yakın geçmiş hatırlandığında Türkiyenin kaba ve bencil politikacılarından en belirgin farkı zarif ve bencil olmasıydı. AB yolunda sergilenen tereddütler, MHP ile koalisyon, köşkten dönen kanun ve kararnameler, havada uçuşan anayasa kitapçıkları ve tabii demokratik devlet söylemi arasında en hassas noktada ortaya çıkan durum üzerine burası devlete meydan okunacak yer değildir.. bu hanıma haddini bildirin! talimatıyla başlatılan Meclis Darbesi.. Devamlılık ve kopuşlar Eceviti hep ön plana taşıdı ve o her şeye rağmen bağrına bastığı halkının umudu olmayı sürdürdü. Ecevit, hatalarında bile samimiydi ve yanlışlarını bile inançla yapıyordu. Hayat, onun doğru bulduklarının yanlış olduğunu gösterse de, biz onu samimiyetinden dolayı hep affediyorduk. Bir de kibarlığından ve zerafetinden dolayı..
11 Kasım cumartesi günü Ankaranın şahit olduğu tören, Merhum Turgut Özal ve Uğur Mumcu nun cenazelerinden daha kalabalık bir cenaze töreniydi. Kendisine ihanet eden vücudun aksine, güçlü kalbine işleyen düşünceleri ve halk sevgisiyle, inatla koltuğunu devretmediğini düşünerek; onu yüzde bir oyla siyaset sahnesinden silenler, şimdi gerektiğinde koltuğunu bırakmayı bilmiş tek başbakan olarak tanımladıkları adamın arkasında bir insan seli oluşturdular.
Cenaze töreninde etkileyici sahneler oluştu. İlk kez bir cenazede halk ile protokol birbirinden ayrıldı. Güvenlik gereği halkla kortej arasına giren emniyet güçleri, halkı Ecevitin naşından uzak tuttu. Başbakan Recep Tayip Erdoğan, protestolardan; daha doğrusu halkından korktuğu için protokol kapısını bile kullanmayarak Kocatepenin arka kapısından girdiği ve şemsiyesinin altına saklanmasına rağmen protestolardan kurtulamadı. Başbakan, cenazenin hemen akabinde katıldığı ve yeniden genel başkanı seçildiği parti kongresinde işsizlik azalmış, enflasyon düşmüştür! açıklamalarının ardından Türkiye laiktir, laik kalacak sloganından duyduğu rahatsızlığı belirtti.
Diğer acıklı bir tablo da, soğuğa ve yaşına aldırmadan eşine ait kareli bir atkıyı başörtüsü yerine kullanarak cenaze arabasının ardından onca yolu yürüyen Rahşan hanımdı. Hanımefendi, Devlet Mezarlığına; hem de özel çıkarılan bir yasa ile; konulmanın nasıl bir onur olduğunu bile göz ardı ederek, Bülent Beyden ayrılmak istemediği için ODTÜ ormanında yeni bir mezar peşine düştü bile. Demek ki, 172 günlük süreç boyunca ölümü hiç aklına getirmedi. Son olarak, eşinin başbakanlığı döneminde çıkardığı afla bencillik sınırlarını aşan bu hanımefendi, törendeki dokunaklı gösteriyi bozmamak adına, elini cenaze arabasından çekmedi. Dolayısıyla, yavaş gitmek zorunda kalan araçtan çıkan balata kokusu bir yana, Rahşan Hanım devlet erkanını Devlet Mezarlığında fazladan 3 saat bekletti. Basında yer aldığı gibi Bülent Ecevitin naaşını bir süre daha koruma çabaları, mezarın nakledilmesi niyetinden çok, onu kütüphanede saklayacak kadar bencil bir düşüncenin arayışı olabilir mi sorusunu, ne yazık ki cenazede ortaya serilen iki yüzlülük gibi aklıma getirmeden edemiyorum
Yine de, halktan saklanan ama parti kongresinde kükreyen bir başbakanın yanında, halkın arasında başı dik, alnı açık yürüyen Sezerler, Rahşan Hnımın koluna girerek kayda değer bir görüntü sergilediler.
Farklı görüş ve ekonomik imkansızlıklarına rağmen, ardından gözyaşı dökerek bir araya gelen bu kalabalık dışında bir serveti yoktu Karaoğlanın. Biz Sayın Eceviti uğurladık. Umudumuz yarınlara kaldıysa, yine iyi.. Ona yaraşan şekilde uğurladık Eceviti .. Hakkımızı helal ettik..içimiz rahat.
Zeynep Enez İstanbul
13 Kasım 2006